2010-Feb-7 - TÜRKİYE'NİN GELDİĞİ NOKTA..
''Mehmet Âkif’i şaşırtacak benzerlik''
Milli şair Mehmet Âkif’e soruyorlar, “Tarih tekerrür eder mi?” Şair şöyle yanıt veriyor: “Hiç ibret alınsa tekerrür eder mi?” Mehmet Âkif bugün hayatta olsaydı, son yıllarda yaşadığımız olaylar hakkında ne düşünürdü? Ergenekon soruşturması, darbe iddiaları, ıslak imza, kozmik oda, Balyoz planları, EMASYA tartışmaları vs... Şair kuşkusuz derdi ki, “Ama biz bunların benzerini aynen yaşadık.” Nasıl mı? Okuyacağınız bugün yaşadıklarınızdır...
KAFAMIZI Türkiye topraklarına sokarak olan biteni anlamamız zor.
Dünyaya bakacağız; bir yaprak kımıldasa, bunun rüzgârının Türkiye’ye etkisini analiz etmeye çalışacağız. İşte o zaman çok karışık gibi gelen meselelerin ne kadar basit sebepleri olduğunu kavrayabiliriz.
Gelin, Mehmet Âkif’in yaşadığı 20’nci yüzyıl başına gidelim. Tarihin tekerrür edip etmediğine bir bakalım.
Biliyoruz ki büyük emperyal güçler arasındaki yeni sömürge pazarlarını kapma mücadelesi, Birinci Paylaşım Savaşı’na/Birinci Dünya Savaşı’na neden oldu.
Osmanlı bu savaştan yenik çıktı.
Galiplerin arasında en güçlü olan İngilizlerdi.
İngilizler, Mezopotamya, Suriye ve Arabistan’ı Osmanlı’dan koparıp almak istiyordu. Kurmayı planladıkları kukla devletler arasında Ermenistan ve Kürdistan da vardı.
Osmanlı idari yapısını, milliyet esasına göre parçalayıp federatif hale getirmeyi planladılar.
Siyasi emellerinin yanında İngilizlerin, iktisadi amaçları da vardı. Birinci Dünya Savaşı başında Osmanlı’nın tek yanlı olarak kaldırdığı kapitülasyonları yeniden uygulamak istiyorlardı.
Osmanlı maliyesini tümüyle Düyun-u Umumiye’nin denetimine vermek amacındaydılar.
İngilizler biliyordu ki, Osmanlı siyasi yaşamında İttihatçılarla birlikte ordunun da büyük etkisi vardı. Ordunun siyasal düşüncesi belliydi; milliciydi.
O halde tüm bunları yapabilmeleri için ordudaki ulusçu/milliyetçi komutanların tasfiyesi gerekiyordu.
Önce bir kurnazlık yaptılar:
Bir süre İttihat ve Terakki Hükümeti’yle çalıştılar. Ağır şartları onlara kabul ettirip, nüfuzlarını kırıp, bir daha iktidar olma olanağını ortadan kaldırmak için!
Tam başarılı olamadılar.
İçinde İttihatçıların bulunduğu İzzet Paşa Hükümeti’ne ağır şartları kabul ettiremediler; ancak bazı tavizler koparabildiler.
Bunlardan en önemlisi Mondros Ateşkes Antlaşması’ydı. İngilizler, savaşta Hamidiye zırhlısıyla olağanüstü başarılar kazanan Rauf (Orbay) Bey’in imzaya gelmesini özellikle istediler. Başarılı komutanları halkın gözünden düşürmek istiyorlardı. Sonra tutuklayacaklar, sürgüne göndereceklerdi. Hepsini adım adım yapacaklardı...
Darbe iddiasıyla başlayan tutuklamalar
İngilizler, İttihatçıları kolay kullanamayacağını anlayınca, sertleşme politikası güttüler. Bunda İttihatçılara kin duyan Sultan Vahdettin’in de etkisi vardı.
Sultan Vahdettin, İngilizlerin tertiplediği gerici 31 Mart (1909) olayının hazırlayıcılarından Derviş Vahdeti’nin kurduğu İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti’nin üyesiydi.
Bir dönem perde arkasındaki ilişki artık açıkça ortadaydı. Vahdettin, İngilizlerin desteğiyle iktidarını güçlendireceğini ve düşman gördüğü ulusalcılardan tamamen kurtulacağını düşünüyordu.
Bu nedenle İngilizleri de arkasına alarak İttihatçı hükümeti yıkıp, Tevfik Paşa Hükümeti’ni kurdurdu.
Şimdi sıra İttihatçıların cezaevlerine tıkılmasındaydı.
İngiliz ve Saray ittifakının elinde önemli bir gerekçe vardı: Savaş dönemindeki Ermeni ve Rum tehcirleri.
Tehcir kararının altında imzası olan-olmayan tüm İttihatçılar cezalandırılmalıydı. 2500 kişilik bir tutuklama listesi hazırlandı.
Ama önce...
Meclis feshedildi. Basına sansür getirildi. Harp divanı kuruldu.
Ve ardından gözaltılar, tutuklamalar başladı. Bunlar kısa sürede “cadı avına” dönüştü.
Yeniden kurulan liberal-dinci ittifak partisi Hürriyet ve İtilaf, daha çok kişiyi tutuklamadığı için hükümeti uyuşuklukla itham eden bildiri yayınladı.
Bu partinin yayın organı Peyam, Sabah ve Alemdar gazeteleri, daha çok İttihatçının tutuklanması için var gücüyle çalıştı. Sürekli hedef gösterdiler; İttihat ve Terakki’nin hemen kapatılmasını; partinin ileri gelenlerinin hemen tutuklanmasını istiyorlardı.
Tehcire izin veren Diyarbakır Valisi Dr. Reşid’in cezaevinden kaçması bu çevreleri daha da saldırganlaştırdı. Yaptıkları mitingle bu kaçışı protesto ettiler.
Sonunda bu kaçışla ilgili inanılmaz bir iddiayı ortaya attılar:
İttihatçılar darbe yapacak!
Vahdettin’in has paşası Ömer Yaver Paşa, İstanbul’daki İngiliz Yarbay Murphy’ye giderek, darbe olacağını, aman İstanbul’dan ayrılmamalarını rica etti. Murphy, Osmanlı paşasını gülerek dinledi.
Zavallı Yaver Paşa bilmiyordu ki, bu iddianın ortaya atılmasını sağlayanlar İngilizlerdi.
Darbe iddiaları üzerine yeni bir tutuklama dalgası başladı; 30 kişi daha sorgusuz sualsiz cezaevine konuldu.
Milli Kongre’nin başkanı Dr. Esat (Işık) gibi saygın ulusalcılar gece yarıları pijamaları, terlikleriyle evlerinden alındılar.
İttihat ve Terakki’nin tüm mallarına el konuldu.
Sonra sıra subaylara geldi.
İngilizler savaş tutsaklarına eziyet ettikleri iddiasıyla 23 subayın hemen tutuklanmasını istedi.
Ordunun önde gelen isimleri tutuklanınca, İngilizler bu kez bazı kurumların “darbeyi planladıklarını” gündeme getirdi.
Bunların başında Enver Paşa’nın kurdurduğu istihbarat örgütü Müsellah Müdafaa-i Milliye vardı. Savaş döneminde İngilizlere zorluklar yaşatan Osmanlı istihbarat örgütü küçültülüp etkisizleştirilerek Harbiye Nezareti’ne bağlandı.
Osmanlı’nın deniz kuvvetlerini güçlendirmek için kurulan Donanma Cemiyetleri Bahriye Nezaretleri’ne bağlandı.
Jandarma, ordudan koparılarak Dahiliye Nazırlığı çatısı altına sokuldu.
İleride tehlikeli olacağı düşünülen genç mektepli subayların rütbeleri indirildi. Amaç, istifaya zorlamaktı.
İttihatçılar döneminde emekli edilen alaylı subaylar tekrar orduya alındı. Etkin görevlere getirildi. Emekli askerlerin kurduğu Nigehban Cemiyeti, basına verdikleri demeçlerde mektepli subaylara ağır hakaretler ettiler. Hukuk-u Beşer Gazetesi mektepli subaylar için “Haydut Başları” başlığını bile atacak kadar ileri gitti.
İngilizler, Tetkik-i Hesabat ve Seyyiat Komisyonu kurdurarak, Harbiye Nezareti’nin kozmik odalarına girip tüm belgelerini didik didik ettirdi.
Amaçları belliydi, orduyu küçültmek, halk üzerindeki etkinliğini kırmak.
Orduyu sadece iç güvenlik örgütü olarak polis, jandarma ve muhafız kıtaları seviyesine getirmek istiyorlardı.
Bu arada İngilizler ile Fransızlar arasında Jandarma’nın yönetimi kimin kontrolünde olacak tartışması çıktı.
İnanması güç ama Saray’ın bırakın bunlara karşı çıkmasını, Vahdettin ve Damat Ferid Paşa ikilisi, ordu komutasını İngiliz subaylarına verme talebinde bile bulundular. İngilizler reddetti.
Güvenilir başsavcı aranıyor
Dönemin partisi Hürriyet ve İtilaf idi.
Ülkenin dört köşesinde şubeler açan bu liberal-dinci ittifak partisi, artık hükümet olmak istiyordu. Ve nihayet, 4 Mart 1919’da Damat Ferid Paşa başkanlığında hükümeti kurdular.
Bu hükümete, İngiliz ajanı Hüseyin Hilmi’nin gazeteci dostlarıyla kurduğu Sosyalist Fırka da destek verdi!
Damat Ferid Paşa hükümetinin ilk yaptığı icraat, ulusalcıları yargılayan Divan-ı Harp mensuplarına yüksek maaş ödemek oldu.
Bu arada Divan-ı Harp’in üyeleri sürekli değişti. Damat Ferid Paşa, Takvim-i Vekayi Gazetesi’ne “güvenilir bir başsavcı bulmakta zorlandıklarını” açıkladı.
Yeni hükümetle birlikte yandaş medyadaki “Tutuklayın”, “Kapatın”, “Neden cezalandırmıyorsunuz” yayınlarında artış oldu.
Alemdar gibi yandaş gazeteler, “Sehbalar bile bu adamlara layık değildir; kafalarının koparılması gerekir” diye yazdı.
Liberal gazeteciler, Alemdar’da Refii Cevat (Ulunay), Peyam’da Ali Kemal “daha ziyade şiddet” diye makaleler kaleme aldılar. “Bu adamlar için ölümden daha hafif ceza aklımıza gelmiyor” diye yazdılar.
Kamuoyu oluşturulduktan sonra istekleri yerine getirildi.
Ermeni tehcirinde kusurlu bulunan Yozgat Mutasarrıf Vekili Kemal Bey idam edildi.
Fakat umulmadık bir olay gerçekleşti; yandaş medyanın “cani” olarak gösterdiği Kemal Bey’in cenazesine on binler katıldı.
Hükümet cenazeye gidenler hakkında soruşturma açtı, içlerinde toplumun çeşitli katmanlarından doktor, tıp öğrencisi, subay, imam, tekke şeyhinin de olduğu bazı kişiler tutuklandı. Üsküdar mevki kumandanı cenaze törenini dağıtmadığı için görevinden azledildi.
Eski defterler açılıyor
İngilizler gündemi hep sıcak tuttu. Tehcir ve darbe iddiaları gündemden düşünce hemen yenisi bulundu; “eski defterler” açıldı. Örneğin, intihar eden veliaht Yusuf İzzeddin Efendi’yi Enver Paşa’nın öldürttüğü iddia edildi! Adliye Nazırı Sıtkı Bey hemen soruşturma açtırdı.
Bu olay sıcaklığını kaybedince hemen yeni bir gündem yaratıldı:
Sultan II. Abdülhamid tahtan indirildiğinde, içinde 1 milyon liralık mücevher bulunan çanta kaybolmuştu. Çantanın peşine düşüldü.
Ayrıca Yıldız Sarayı’nı kimlerin yağma ettiği konusunda spekülasyonlar yapılmaya başlandı.
Partiler, gazeteler bu suni gündemlerle oyalanırken, İngilizler emellerini tek tek gerçekleştirdi. Kapitülasyonları yeniden uygulamaya koydu. Osmanlı maliyesini tümüyle Düyun-u Umumiye’nin denetimine verdi.
İttihatçıların yerli sermaye oluşturmak için kurdurduğu milli şirketlerin bazılarını tasfiye etti; bazılarının müdürlüklerine liberal isimleri getirdi.
Levant Limited gibi şirketler kurdular; Vickers, Metropolitan Carriage, British Trade Corparation gibi şirketleriyle Osmanlı pazarına daldılar. Şirketlerde Türkçe kullanma zorunluluğunu kaldırdılar.
Türk bankalarına İngiliz denetçi gönderdiler. Denetleme işi bitinceye kadar bankaları kapattılar. Türk Milli Bankası’nı ele geçirdiler. Kendileri yeni bankalar kurdular.
Hıristiyanlara ait “emval-i metruke” sayılarak satılan mallar gibi birçok konu gündeme getirildi.
Sultan Vahdettin o aralar Toros Tüneli’ne kafayı takmıştı. Tüneli yapmak için anlaşma yaptığı Alman ve Avusturyalılar kaçmıştı; “Ah İngilizler şu tüneli bir yapsa” diyordu. Tünel yapılıp bitirilince ne olacaksa?
Diğer yanda...
Osmanlı münevverleri olan biteni seyrediyordu; şaşkındı. Kurtuluş “reçeteleri” arıyordu. Çoğu bağımsızlığın Batı eliyle gerçekleşeceğine inanıyordu!
Kimi ABD’nin sömürgeci olmadığına inanıp, Wilson Prensipleri Cemiyeti’ni kurdu.
Kimi kurtuluşu İngilizlerin Osmanlı yönetimine el koymasında görüp İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne girdi.
Halkına güvenen münevver sayısı parmakla sayılacak kadar azdı...
Tüm bunlar olurken İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar Osmanlı topraklarını işgal etti.
Taktik hep aynıydı:
İngiliz basını, İzmir ve çevresinin uyduları Yunanistan tarafından ilhak edilmesi için yoğun bir “Barbar Türk” kampanyasına başladı. Bu yayınlara göre Türkler, Rumları yok etmek için gizli planlar yapıyordu!
Ve hep ekliyorlardı: “Zaten bu barbar Türkler Ermenileri de katlettiler!” Bu gerekçe Batı basınının en etkili propaganda silahıydı.
Sonra Yunanlılar İzmir’e çıktı.
Batı basını yine Türkleri suçladı: “Türkler inatçı bir direnme gösterdi!”
Peki İzmir işgali konusunda yandaş medya ne yazdı: “İngilizleri İstiyoruz.”
Bu başlığı Alemdar Gazetesi başyazarı Refii Cevat attı. Osmanlı’yı her türlü beladan kurtaran İngilizlerin, bu işgalden de İzmir’i kurtaracağına inanıyordu!
Teali-i İslam Cemiyeti ise işgalin hemen sonrasına rastlayan ramazan ayında, bazı memurların oruç yediğine, kimi kadınların tesettüre uymadığına dikkat çekip zabıtaların daha uyanık olmasını istedi.
Saray ile Hükümet ise Paris Konferansı’na hangi bakanların gidip gitmeyeceği tartışmasını yaptı.
Bu arada bir “anket” yayınlandı ve Müslüman halkın yüzde 60’ının İngiliz yönetimini istedikleri ortaya çıktı!
Memnun olmayan birileri vardı: Mustafa Kemal ve bir avuç arkadaşı.
Samsun’a çıktılar.
Onu kısa bir süre sonra Mehmet Âkif gibi yurtseverler takip etti.
Şimdi Mehmet Âkif hayatta olsaydı ve Türkiye’nin yaşadığı son yıllardaki olayları görseydi ne söylerdi acaba?
“Hiç ders alınsa tarih tekerrür eder mi?” S.Yalçın---TUNALIM..
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2010-Feb-5 - AKP, TENCEREDE''DEMOKRASİ'' KAYNATARAK MİLLETİ AVUTUYOR.
AKP hükümeti bildiğini okuyor; daha doğrusu, kendilerine ezberletileni tutturmuş gidiyor, kulaklarına üfleneni okuyor. Burunlarının dikine gidiyorlar.
Türk milletinin nabzı ise farklı atıyor… Millet can derdinde, iş derdinde, aş derdinde!
Kamuoyu yoklamaları, piyasa araştırmaları bunu söylüyor.
İnanmakta zorlanan için, Halep orada ise arşın burada; vatandaşa şöyle bir dokunun bakalım… Bir dokunun bin âh işiteceksiniz!
Başbakan R. T. Erdoğan’ın gündemine ve çıkışlarına bakın; hep demokrasi eksenli…
AKP, 2D siyaseti yapıyor; 2D, yani demokrasi ve darbe vaveylası! 2D’den yeni bir mağduriyet postu çıkartmaya çalışıyor. Maalesef devlet de, kamu gücü de bu siyasete alet ediliyor.
Bu hükümet ve devlet tiyatrosunun sahnesinde her türlü göz alıcı/göz boyayıcı enstrüman “besleme/yandaş medyanın sümen altlarında” hazır vaziyette… Konjonktüre göre servis ediliyor. Millet, feleğini şaşırmış halde “poyraz”la yatıyor, “balyoz”la kalkıyor.
Erdoğan ve AKP, güya demokrasiyi temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp milletin önüne getiriyorlar; fakat bu bağlamda hiçbir somut adım attıkları da yok! Ne yasal, ne de Anayasal bir düzenlemeleri yok!
Eleştirdikleri Anayasa ve yasa kitapçıkları önlerinde, iktidar da ellerinde… Sadece gürültü kopartıyorlar. Böylece demokrasi adına her gün dağ fare doğuruyor; hasılat olarak millet karışıyor, devlet çalkalanıyor.
AKP hükümeti, tencerede “demokrasi” kaynatarak milleti avutuyor. Fakat tencerede demokrasi kaynamaz… AKP hükümeti, “ben kaynatırım” dese de, karın doyurmaz. Milleti aç ve işsiz bırakan bir demokrasi, ancak devleti kaynatır, ülkeyi cadı kazanına çevirir.
Görünen şu ki, Erdoğan, demokrasi nakaratlarıyla bir şeylerin üstünü örmeye çabalıyor. Açlık, yoksulluk ve işsizliğin üstünü…
Millet aç, yoksul, pulsuz, çulsuz; Erdoğan demokrasiden dem vuruyor. Vatandaş işsiz, işini kaybetmiş; Erdoğan demokrasi çıkışı yapıyor.
Ekonomi borca batmış, piyasada tık yok, işletmeler ve kaynaklar ecnebiye gitmiş, vatan satılmış; Erdoğan demokrasiye takmış gidiyor. Devlet sarsılıyor, millet dağılıyor; Erdoğan demokrasi vaveylası kopartıyor.
Açlık, demokrasi nakaratlarıyla bastırılamaz. Bu yüzden AKP’nin demokrasi çıkışları milletin karnını doyurmuyor.
Bırakın gayr–ı resmi işsiz milyonları; TÜİK’in resmî işsizlik rakamları bile almış başını gidiyor. Erdoğan “Ben buradan halkıma sesleniyorum; 7 yıl önce göreve geldiğimizde biz de tabii ki işsizliği düşürme vaadiyle geldik… Bunlar artıyor. Ama bunlar hiçbir zaman geriye gitmeyecek diye bir şey yok. Gidecek yine, 13,9’a kadar çıktı. Tekrar inmeye başladı. Şu anda 13...” diyor.
Diyor da, ne demek istiyor?! Açık açık, işsizlik hususunda çuvalladık, diyecek hali yok Erdoğan’ın… AKP hükümetinin işsizlik konusundaki çuvallamasını böyle ifade ediyor.
Vicdanlarımıza birkaç temel soralım ve cevaplayalım; bir hükümetin öncelikli olarak varoluş sebebi nedir?!
El–cevap; iştir, aştır, huzurdur, güvenliktir.
AKP hükümeti bunlardan hangisini başardı?!
Hiçbirini… Ülkede iş yok, aş yok, huzur yok, güvenlik ve asayiş yok!
O zaman böyle bir hükümetin koltukta ne işi var?!
Milleti ve devleti adına yapması gereken en temel hizmetleri göremeyen hükümet, kimin veya kimlerin namına hizmet görüyor?!
Hükümetten kimler memnun ise ve kimler hizmet alıyorsa; onların namına…
Kimler memnun?!
ABD, AB, IMF, küresel tefeciler, azınlıklar, yandaş medya ve sair beslemeler! AKP hükümetinden yasal, siyasal ve ekonomik olarak beslenenler bunlar!
Millete sıra gelince, hükümet, onu da “demokrasi çıkışları”yla avutuyor.
Maşeri vicdanın yaşadığı ve gözlemlediği vakıa bu iken; Türk milletinin hükümetten kaos ve çöküşten başka bir beklemesi, olsa olsa abesle iştigaldir.
Yapılacak iş bellidir. Milletin karnını doyuracak, sırtını giydirecek, devlet ve milletin kaynaklarını ve sermayesini ecnebiye peşkeş çekmeyecek, toplumun huzurunu sağlayacak, devlet–millet arasında ve devlet kurumları bünyesinde ahenk ve birliği sağlayacak bir hükümet şarttır. AKP böyle bir hükümet olmadı, olamadı. Böyle bir hükümeti, kendilerine ait hiçbir çözüm ve projesi bulunmayan CHP, MHP veya bir başka parti de oluşturamaz.
Vakıa şu ki, bu işin tek adresi kalmıştır o da BTP’dir, Prof. Dr. Haydar Baş beydir. Zaman zaman diğer partilerin Prof. Dr. Baş’ın modelinden aşırma projeleri kendilerininmiş gibi servis etmeleri de bunun göstergesidir. Devlet ve milletinin geleceğini hesap eden tüm partiler ve yüce milletimiz bu gerçeği görmekle mükelleftir. Türkiye’nin artık çaresiz ve projesiz hükümetlerle oyalanma lüksü yoktur. M.Emin Koç--TUNALIM....
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2010-Jan-31 - MUHTEŞEM MODEL, YÜREKLERDE TAHT KURDU!
Bursa’da gerçekleştirilen 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresi, yıllardan beri süre gelen AB-ABD ve IMF’ye endeksli siyaset yüzünden umudunu yitiren Türk milletinin umutlarını yeşertti.
Geçtiğimiz hafta sonu Bursa’da gerçekleştirilen 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresini düzenleyen Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği’ne (UBEMB) Türkiye’nin her tarafından e–posta, faks, telefon yoluyla yüz binlerce tebrik ve takdir mesajı geldi. “Küresel Krizde Son Durum Ve Milli Ekonomi Modeli’nden Çözümler” konulu kongrenin kapanış konuşmasını tezin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş yaptı. Kapanış konuşmasında “Bizim önemli bir vasfımız var. Olayları dedikodudan ibaret bırakmayız, hepsine çare bulup reçete yazarız. Yani bizim görevimiz bir nevi doktorluktur” diyen Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşmasını yerli ve yabancı 100’den fazla bilim adamı takip etti.
MEM karşısında diğer sistemler kar gibi eriyor
Kongreye katılan yabancı akademisyenlerden Rusya Bilimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Victor Minin, Türkiye’yi ve Türkleri Müslüman oldukları ve Prof. Dr. Haydar Baş’ı yetiştirdikleri için sevdiğini söylediği konuşmasında Kapitalizm düzeninin sona ermekte olduğunu söyledi. “Batı kan dökmekten başka bir şeyden anlamaz” diye konuşan Prof. Minin, “Batı medeniyetinin artık dünya ülkelerine sunacağı bir şey kalmadı. Batının teklif edebileceği tek bir şeyi kaldı; savaş... Ama kimse savaşmak istemiyor. Dolayısıyla günümüzün savaşları para savaşlarına dönüşmüştür. Faize dayanan iktisat sistemi çöküyor. Bu süreç, Allah–ü Teala’nın öngördüğü doğal ve objektif bir süreçtir. Eski iktisat modelleri Bursa’ya yağan kar gibi eriyip gidiyor. Milli Ekonomi Modeli dönemi geliyor. Ben sizi seviyorum. Ülkenizi seviyorum. Lideriniz Haydar Baş’ı seviyoruz” dedi.
Prof. Dr. Baş Şii–Sunni ayrımına son verecek
Konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın Ehli Beyt üzerine yayınlamak üzere olduğu Hz. Ali ve Hz. Fatıma kitaplarının önemine de değinen Rus bilim adamı Prof. Dr. Victor Minin, “Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli’yle ayağa kaldırmaya çalıştığı İslam dünyasında Şii– Sünni ayrımına da son vermeye çalışıyor” dedi. Prof. Minin şöyle konuştu: “Ehli Beyt üzerine çalışmalarıyla Prof. Dr. Haydar Baş Batı dünyasının sürekli kaşıdığı Şii–Sünni ayrımcığını çözmeyi amaçlamış. Bu ayrımcılığın çözümü ileride Müslüman ülkeler arasında çıkabilecek çatışmaları önleyecektir. Prof. Baş sadece problemi teşhis etmekle kalmamış çözümü için de adım atıyor. Bundan dolayı Haydar Baş’ı bir kez daha tebrik ediyorum.”
Kongrenin etkisi büyük oldu
Yedincisi Bursa’da gerçekleştirilen Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nin vatandaşlarca yoğun bir şekilde beğeniyle izlendiği ve Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği’ne (UBEMB) e–posta, faks ve telefon yoluyla yüz binlerce tebrik ve takdir mesajı geldiği açıklandı. Asgari Ücretliler Derneği Genel Başkanı Kazım Çorap gönderdiği mesajda ekibiyle birlikte kongreyi ilgiyle takip ettiklerini ve Prof. Dr. Haydar Baş’la görüşmek isteklerini iletti. UBEMB’ye Türkiye’nin her tarafından gelen mesajlardan bazıları şöyle:
Haydar Baş kavgaları bitirecek
Ferit Kaçar–Hakkâri: Ülkemizdeki kardeş kavgasını durduracak Kürt–Türk’ü kardeş yapacak tek insan.
Hürriyet Çiçekçisi– Siirt: Zevkle seyrettim. Türkiye’yi kurtaracak kişinin Haydar Baş olduğunu anladım. Kendisi ve diğer konuşmacılar mükemmeldi.
Mehmet Ceyhan – Kilis: Programı 10 kişilik arkadaş grubu ile izledik. Bizde oluşan kanaat içinde bulunduğumuz ekonomik buhranın tek çıkış adresi olarak bu işi sayın Haydar Baş’ın yapacağıdır.
Ali Metin Kurt – Mardin: Programı ailece izledik. Milli Ekonomi Modeli’ni destekliyoruz, takip ediyoruz ve hayata geçmesini bekliyoruz.
Süleyman Ayaz – Ankara: Kongre programını beğenerek izledik. AKP’nin miadı artık doldu.
Rıdvan hatipoğlu – Ankara: MEM beni çok etkiledi. Ben de BTP’de görev alabilirim.
Hasan Altıparmak – Antalya: Bu kadar bilim adamı nasıl bir araya gelebilir? Medya nasıl böyle müthiş bir olayı saklamaya çalışabilir.
Saadet MEM’den kopya çekiyor
Burhan Demir – İstanbul: Saadet Partisi Lideri Numan Kurtulmuş Prof. Dr. Haydar Baş’ın projesini kopya çekti. Haydar Hoca’nın farkı şimdi daha iyi anlaşılıyor. Fakat maaselef biz ona yanlış yaptık artık istikametimizi düzeltiyoruz. Saadet partisine oy vermiştim. Artık tövbe ediyorum. Bundan sonra desteğim Haydar Baş’a’dır.
Korhan Güngör – Yalova: Saadet Partisi yönelik konuşmalar yerinde ve çok haklıydı. MHP ve SP’nin tabanında bu kongre programı ciddi etkiye neden oluyor. Herkes Prof. Dr. Haydar Baş’ı beğeniyor.
Galip Kuzgun–İstanbul: AKP ve SP aynı şeyleri söylüyor. Bunlar aslında seçimlerde birbirlerine çalışan partiler. Tek doğru konuşan ve proje üreten BTP ve Prof. Dr. Haydar Baş.
Ahmet Emin Göksel – Edirne: Saadet partisinin de vatandaşlık maaşı demesi dikkatimizi çekmişti. Bu sözle Saadet Partisi BTP’yi ve Prof. Dr. Haydar Baş’ı doğrulamış oldu.
Bağımsızlık için MEM şart
Durmuş Akgün – Aydın/Öğretmen: Türkiye’nin tam bağımsızlığı, özgürlüğü için Milli Ekonomi Modeli’nin bu ülkede uygulanması lazım.
Şahin Katar– Zonguldak: Programı izledim. Prof. Dr. Haydar Baş’ın projeleri çok hoşuma gitti. Bundan sonra sizinleyim.
Adem Büyük – Bitlis: Programı izledim. Önceden MHP’li idim. Haydar Baş’ın fikirleri çok hoşuma gitti. Bundan sonra ailece oylarımız size.
Ahmet Köse – Kayseri: Profesörlerin görüşleri çok olumlu. Üniversite mezunu arkadaşlarla birlikte izledik. Akla çok yatkın düşünce ve tez. Keşke hemen hayata geçse.
Mehmet Güler – Diyarbakır: Prof. Dr. Haydar Baş, Vatandaşlık Maaşı projesini kopya eden Numan Kurtulumuş’a çok güzel cevap verdi. Onu adeta mahvetti.
MHP’yi bıraktım BTP’li oldum
Ayhan Kırgız – Muğla: Bu kongreyi izleyene kadar MHP’yi destekliyordum. Bu programı izledikten sonra fikrimiz tamamen değişti 15 kişilik arkadaş BTP’ye üye olacağız ve iktidar yapmak için çalışacağız.
Fatih Özkan – Rize: Prof. Dr. Haydar baş’ı takip ediyorum. Milli Ekonomi Modeli’nden başka çare olmadığını düşünüyorum.
Erkan Uğur – Trabzon/Esnaf: Yabancı bilim adamlarının çokluğu dikkatimi çekti. Türk akademisyenlere sitem ediyorum bu konuya eğilmelerini bekliyorum. Bu modelin uygulanmasına fırsat verilmeli.
Ahmet Katar – Trabzon: Haydar Hoca orijinal tespitler yapıyor. Bunların hepsi yüzde 100 uygulanabilir.
Fatih Akın – Bursa: Bu millet haydar hocayı tanımalı. Bu konuda üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız.
Haydar Baş’tan başka kimse kalmadı
Ali Haydar Dursun – Trabzon: Rusya’da işçilik yapıyorum. Milli Ekonomi Modeli Rusya’da uygulanıyor. Mesela doğum parası veriliyor. Biz buna şahidiz. Niçin bu model ülkemizde uygulanmıyor.
Nuray Gökçe – Yalova/ Emekli öğretmen: Öteki siyasetçilerin hiç projesi yok artık desteğim güçlü bir projesi olan Haydar Baş’a’dır.
Ahmet Kapıcı – Hatay/Dörtyol: Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nden çok etkilendik. 60 oyumuz var bundan sonra destekleyeceğiz.
Şakir Genç – Çanakkale: Türkiye’nin ve dünyanın başka alternatifi kalmamıştır. Dünyanın Milli Ekonomi Modeli’ne ihtiyacı vardır.
Mustafa Yıldız – Şanlıurfa: Böyle büyük bir kongrenin düzenlenmesi ve ayrıca yüzlerce yabancı bilim adamlarının oraya gelmesi ve Sayın Haydar Baş’ı desteklemesi çok büyük bir olay. Çok etkilendim.
Herkes bu kongreyi konuşuyor
Murat Bahçeci – Samsun: Dünyadaki ilim adamlarının Milli Ekonomi Modeli’ne ilgisi beni çok etkiledi. Çevremde herkes Milli Ekonomi Modeli’ni ve bu kongreyi konuşuyor. Millet olarak bu modeli desteklemekte geç kaldığımız için utanmamız lazım. Ekonomik kriz derinleştikçe Milli Ekonomi Modeli daha iyi anlaşılıyor.
Mustafa Maral – Mersin: Programı 10 kişi toplanıp izledik. Çok beğendik. Demek ki ülkemizde böyle güzel şeyler de olabiliyormuş.
Ferhat Kalemci – Tarsus / Emekli öğretmen: Haydar hoca ne büyük bir cevher. Programı ilgiyle takip ettim.
Suat Hayri Sapmaz – Bolu: Kongreye Bolu’da çok ses getirdi. Bundan sonra haydar hoca nerede ise biz de orada olacağız.
Gürbüz Öztürk – Gümüşhane: Tek kelimeyle muhteşemdi gün geçtikçe herkes Milli Ekonomi Modeli’nin kıymetini daha iyi anlayacak.
www.yenimesaj.com.tr/index.php?sayfa=anasayfa&haberno=10000432&tarih=2010-01-28
TUNALIM...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2010-Jan-30 - GAFLETTEN UYANDIRAN LİDER
Uyanma gayretinde bile olmayan Türk milletinin içinden; bu oyunlara kanmayan, kendinden emin ve kararlı bir ses çıktı. Çok az insanın dönüp baktığı o güçlü ses Prof. Dr. Haydar Baş’a ait..
Mahlûkatın en şereflisi en üstünü olarak yaratılan insan; malesef ülkemizdeki yeteneksiz, basiretsiz ve kimliksiz yöneticiler tarafından ne hak ettiği hayatı yaşıyor ne de hak ettiği muameleyi görüyor. Türkiye’nin son on yılına baktığımızda Türk milleti yoksulluğa boyun eğiyor adeta zenginlik içinde yoksullukla boğuşuyor. Her gün evine nasıl ekmek götüreceğinin, her ay eline geçen küçük meblağlarla ayın sonunu nasıl getireceğinin hesabını yapıyor bir yanda altı yüz lira ile evini geçindirmeye çalışan bir baba, bir yanda ticaretle uğraşmasaydım geçinemezdim diyen bir Başbakan. Acaba hangisi acıklı, hangisi Türkiye’nin gerçeği? Muamma.
Türkiye’nin tek problemi maddi sıkıntılar değil elbet son on yılda ekonomik açıdan hızla gerileyen ülkemiz; Dünya kamuoyunda haysiyetini ve şerefini, AB ve ABD’ye yamanmaya çalışan iktidar sayesinde kaybetti. Türk topraklarındayken sahte pehlivanlığını konuşturan sözde Davos Fatih’i Başbakanımız AB ve ABD’nin huzuruna çıkınca neden el pençe divan duruyor? Sözde müttefiklerine yaranmak için AB uyum yasaları çerçevesinde kanla suladığımız toprakları satan, özelleştirmeyi getiren zinayı, domuz eti satımını, kilise evlerinin açılmasını serbest bırakan üretimi bitirip, ekonomiyi dibe vurduran Başbakan dudak uçuklatacak oyununu Türkiye sahnesinde sergiliyor Türk milleti de, senaryonun sıkıcılığından olsa gerek, bu oyunu izlerken uyuyor, uyutuluyor. Uyanma gayretinde bile olmayan Türk insanın içinden bu oyunlara kanmamış ayakta uyutulamamış kendinden emin, kararlı bir ses çıktı çok az insanın dönüp baktığı o güçlü ses Prof.Dr. Haydar Baş’a ait. O Türk milletine sesleniyor :”Seni yatırdıkları gaflet uykusundan uyan! Vatan’ın elden gidiyor. Türkiye hazin sona yaklaşıyor. Geçmişini hatırla atalarının bağımsızlığına düşkünlüğünü hatırla! Hatırla ve ayağa kalk! Tekrar bağımsızlığını kazanabilmek için mücadele et.”Ama maalesef Türkiye bu sesi duymuyor. Türkiye gaflet uykusundan uyanmamakta ısrarcı. Prof.Dr. Haydar Baş, önüne konulan bütün engellere rağmen, yılmıyor. Bağımsızlık davasını zaferle sonuçlandırmak için çalışıyor.
Tüm dünyada yazdığı olduğu Milli Ekonomi Modeli için kongreler düzenleniyor bu kongrelere Dünyanın dört bir yanından okyanus ötesinden, Avrupa’dan, Türkî Cumhuriyetlerden ilim adamları geliyor Milli Ekonomi Modeli hakkındaki görüşlerini konuşuyor, tartışıyor ve ortak bir paydada buluşuyorlar. Ve diyorlar ki: ”Kapitalizm bitti ve yerini tüketime dayalı ekonomi sistemi aldı. Bu tez sadece Türkiye’yi değil tüm Dünya’yı kurtaracak bir modeldir. Ama insanımız hala bunları göremiyor. Türk milleti hala o tatlı (!) uykusunda. Hala uyuyor, uyutuluyor.
Davasından vazgeçmeyen Prof.Dr. Haydar Baş :”Ben vatanımı kurtarmaya mecburum ve de memurum. Türkiye bir gemi. Gemi batarken hepimiz batacağız. Hepimiz bu ülkenin evladıyız ve hepimiz bu vatana sahip çıkmak zorundayız.”diyor. Prof.Dr. Haydar Baş elbette ki bu davada yalnız değil. Onun yanında olan ve yanında olmaya devam edecek olan ekip arkadaşları var. Haydar Baş’ın ekip arkadaşları vatanına milletine bayrağına aşıktır. Onlar Ataları gibi bağımsızlığına düşkündür. Onlar vatanını canları pahasına koruyup sahip çıkar. Çünkü onlar çok iyi bilir ki vatanlarına sahip çıkmazlarsa birileri hak etmediği topraklara sahip çıkacak.
İşte Prof.Dr. Haydar Baş sadece projeleriyle değil böyle kaliteli bir ekiple geliyor. Onlar Türk milletini hak ettiği gibi yönetmeye talip. Haydar Baş ve ekip arkadaşları diğer siyasetçiler gibi kendi ceplerini doldurmaya değil, halkın cebini doldurmaya geliyor.
Türk milleti uyan artık! Sen değil miydin işsizlikten, parasızlıktan, açlıktan yakınan? Sen değil miydin insan gibi yaşamak isteyen? İnsana hakiki anlamda değer veren bir lider çıktı. Prof.Dr. Haydar Baş insan kaynaklı ekonomi modelini sizlere sundu. Artık Haydar Baş ve ekip arkadaşlarını destekleyerek kendine bir şans vermenin zamanı gelmedi mi?
Elif AYDIN - Kocaeli Üniversitesi
Tunalım...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2010-Jan-28 - Darbe düşmanlığı mı ordu düşmanlığı mı?
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ son konuşmasında Balyoz Planı adı altında ortaya atılan ve gerçekten “hakaret ve iftira “ boyutlarını da aşan” haberler karşısında sert bir açıklama yaptı.
‘’Vicdansızlara sesleniyorum’’ diye söze başlayan Org. Başbuğ, sesini yükseltti ve masaya vurarak “Allah Allah diye taarruz eden bir ordu nasıl olur da Allah’ın evi olan camiyi bombalar. Bu ordunun Mehmetçiği Allah Allah diye hücum ediyor. TSK’nın da sabrının bir sınırı var. Siz orduyu nasıl böyle itham edersiniz? Hiç mi vicdanınız yok” diye konuştu.
Başbuğ sonunda anladı galiba; “Evet paşam bunların vicdanı yok. Hem de hiç yok. Eğer bunu yeni anlamışsanız bu da ayrı bir mesele.”
Ordunun onurunun korunması ise başkalarının vicdani durumuna bırakılarak hiç yapılmaz.
Size vicdansızca saldırılıyorsa ve bunun bir saldırı olduğuna kani iseniz tedbirinizi aynı serlikte almak durumundasınız.
Bunlara karşı hiç öyle “Allah, Allah diyerek taarruz eden bir orduyuz” demeye de gerek yok. Çünkü o cenahın çoğu “Vatikan! Vatikan, Papa! Papa!” diyerek saldırıya geçen bir fikir kaynağından beslendiler. Onların üstatları yazdıkları kitaplarda, risalelerde “misyonerlerle, Hıristiyanlarla ittifak edin!” diye öğütlediği için sizin dilinizden anlamazlar. Onlar sizin “Allah!Allah!” diyerek saldırdığınız kesimlerle ittifak halindeler.
Bir de dost uyarısı: “Allah; Allah” lafzı sadece ordunun taarruzu esnasında kullanılacak bir kelam değildir. Allah lafzı kişinin; başbakan olsun, general olsun, çöpçü olsun hayatının her saniyesinde, her anında, her durum ve şart altında kullanılması gereken bir ifadedir. Yani “Allah” kulun her zerresini kuşattığı gibi askerin de her zerresini kuşatmalıdır. Sadece taarruz anının değil!
Gelelim diğer konulara:
1. Orduyu cuntacılıkla suçlayan medyanın bir özelliği dikkat çekiyor: Bu kesim ordunun sadece darbeci yönünü gündeme getirip orduyu demokrasiye ve hukuka saygılı, demokratik rejime ve siyasi iradeye bağlı bir hale getirmenin mücadelesini vermiyor. TSK içindeki en küçük hataları, eğitim anında meydana gelen kazaları, bir subayın aile hayatındaki yanlışları v.s anında manşete taşıyorlar ve “vurun kahpeye!” mantığıyla saldırıyorlar.
Konu demokrasiye ve hukuka çağrı olsaydı sadece ordu içindeki antidemokratik yapılanmalara dikkat çekilir ve ordunun bütününü sahiplenilen bir taktik uygulanırdı.
Bir milyonu aşkın asker, subay ve personeli olan TSK içinde son bir yıldır adı şu veya bu şekilde basına “darbeci” olarak yansıyanların sayısı yüzü geçmiyor. Yani “saldırgan tarafın” gözlüğüyle bakılırsa ordunun yüzde 99.9’unun şu veya bu planla alakası yok.
O halde neden “bu ordu bu milletin ordusudur, bizim ordumuzdur, ancak şu şu olaylar orduyu yıpratıyor, biz bunun derdindeyiz” üslubu değil de “vurun vurabildiğiniz kadar!” ahlaksızlığıyla bütün ordu cuntacı ilan ediliyor. Haydar Baş’ın deyimiyle “bu, şerefsizlik değil mi?”
2. Kendi askerine “aman konuşma, ses çıkarma, konuştukça siyasete müdahale ediyorsun” diyerek askerin en stratejik konularda daha doğrusu kendisini ilgilendiren konularda dahi konuşmasını istemeyen bu “şerefsizlere” bir hatırlatma:
Daha iki gün önce Afganistan’daki NATO ve Amerikalı askerlerin komutanı General Stanley McChrystal, The Financial Times gazetesine yaptığı açılmada “Asker olarak yeterince savaştığımızı düşünüyorum. Bütün savaşlarda olduğu gibi burada da siyasi çözüm şart” dedi. Yani bir Amerikan generali, Amerikan siyasetine açıkça müdahale etti! Açıkça Obama’ya “bırakalım bu Afganistan’ı” dedi.
Bu haberi veren “TSK karşıtı “basın” hiçbir eleştiride bulunmadı. Yani “bu şakirt basına” göre Amerikan subayları konuşmakta özgür Türk subayları konuşursa cuntacı!
( Amerika’nın desteklediği Türk gazetecilerin dosyasını bir sonraki yazımızda açalım)
3. Aslında ortada askere yapılan bir saldırı var görünüyorsa da bu saldırıların “hedef aldığı” bir başka yer daha var: Bir kısım basına bir yerlerden sürekli servis yapılıyor. Ordu ile ilgili mektuplar, mailler, dvd’ler, dosyalar neredeyse bir hafta arayla “bir yerlerden” gönderiliyor. Bu bir yerler “her ne yerlerse!” her gün biraz daha dozu artırıyorlar. Her gün askerle ilgili olumsuz haber yapma misyonunu güzelce icra ediyorlar.
Bu aslında sadece orduya değil “AKP’ye de bir saldırıdır!”
Yapılan kamuoyu araştırmaları, ordu karşıtı haberler ve cunta senaryoları sonrasında “hem ordunun kamuoyundaki güvenilirliğinin azaldığını, hem de AKP’nin ciddi oy kaybına uğradığını” ortaya koyuyor.
Ordu karşıtlığına soyunan medya ve onları kucaklayan bazı AKP’li siyasetçiler kendi siyasi sonlarını da getiriyor.
Kürt açılımı denilen hikaye de aslında “bu karşıtlığın” bir numunesi” olarak “asker beceremedi biz yaparız” diyerek ortaya atılan bir olaydır.
Ve bu proje bir Amerikan projesidir.
Ve bu proje Türkiye’de bir cemaat tarafından hararetle desteklenen bir projedir.
Cemaat mi siyaseti kullanıyor, siyaset mi cemaati kullanıyor bilemem ama bu işin sonu hiç de iyi değil.
4. İlker Başbuğ, diyor ki; “TSK’ya yürütülen karşı faaliyetlerde bize düşen görevler olduğu gibi devletimize de düşen görevler var.
Bir defa daha ifade ediyorum. Bu konulara ilişkin görüş düşünce ve tekliflerimiz Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz ediyorum, Sayın Başbakanımız da arz ettim.
Bu görüş düşünce ve tekliflerimizin sonuçlandırılmasını da takip edeceğim.”
Ordu karşıtı faaliyetler dur denilmesi noktasında Genelkurmay Başkanı, Başbakana ve Cumhurbaşkanına hangi düşünce ve teklifleri arz etti? Bu teklif ve düşünceler neden yürürlüğe konulmadı? Daha net söyleyelim “hangi siyasi şahinler başbakanı genelkurmayın önerilerini dikkate almama yönünde yönlendirdi.” Bu şahinler acaba yukarıda anlattığım kumpasın neresinde? 4. Başbuğ,’un “sabrımızın bir sınırı var” cümlesinden ne anlamalıyız?
Başka bir demokratik ülkede o ülkenin ordusuna karşı böyle hakaretler yapılsaydı o gazeteler çoktan yayın hayatından el çektirilirdi.
Askeri darbe ile değil hukukun darbesiyle.
M.Bayraktar-TUNALIM...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2010-Jan-24 - TÜRKİYE BU KONGREYE KİLİTLENDİ
24 Ocak tarihi bir gün. Dünyanin en gelismis ülkelerinin dahi küresel krizin pençesinden kurtulamadigi bir dönemde, Bursa’da organize edilen 7. Uluslararasi M.E.M Kongresi’nde krizin tek ve gerçek çözümü ortaya konulacak.
24 Ocak 2010
Merkezi Istanbul’da olan, Almanya’da ve Moskova’da birer subesi bulunan Uluslararasi Bagimsiz Ekonomi Modeli Birligi (UBEMB) tarafindan organize edilen 7. Uluslararasi Milli Ekonomi Modeli Kongresi, bugün “Küresel Ekonomik Krizde Son Durum ve Milli Ekonomi Modeli’nden Çözümler” basligi altinda Bursa’da gerçeklestirilecek. Bursa’da BUTTIM Uluslararasi Kültür Merkezi’nde tertip edilen kongrede Türkiye’nin yani sira çok sayida ülkeden seçkin akademisyenler teblig sunacak.
Saat 09:00’da baslayacak
Tarihi kongre, Organizasyon Komitesi Üyesi Ali Garçoglu’nun selamla konusmasiyla baslayacak. Ardindan Organizayon Komitesi Üyesi ve Enerji Uzmani Fuat Sengül’ün açilis konusmasi ve UBEMB genel sekreteri Dr. Harun Kayaci’nin UBEMB’in faaliyetleri konusunda konusmasi yer aliyor. Saat 10:00 itibariyla kongreye katilan bazi bilim adamlarinin selamlama konusmalari var.
Saat 10:20’de ilk oturum baslayacak. Toplam üç oturumun yapilacagi ve herbir oturumda birbirinden degerli bilimadamlarinin teblig sunacagi kongre Milli Ekonomi Modeli tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Bas’in final konusmasinin ardindan saat 18:30’da sona erecek. Tarihi kongre basindan sonuna kadar Meltem TV ekranlarinda canli olarak takip edilebilecek.
MEM küresel krize tek çözüm
Kongrede 2007 Aralik ayinda ABD’de ortaya çikan küresel ekonomik krizin dünya ekonomisini nasil etkiledigi ve Milli Ekonomi Modeli’nin krize çözümü konusunda 100’ü askin bilim adami sunum yapacak. Kongrede basta Rusya ve Almanya’dan olmak üzere birçok ülkenin bilim adami konusmaci olarak yer alacak. Bu konusmacilarin arasinda Rusya Bilimler Akademisi’nden Uluslararasi Bagimsiz Ekonomi Modeli Birligi Baskan Yardimciligini da yapan Prof. Dr. Vladimir Lisichkin bulunuyor. Yine Rusya’dan katilan ve bu ülkenin önde gelen diger iktisatçi akademisyenleri ise sunlar: iktisat alaninda dünyanin sayili isimlerinden biri olan Prof. Dr. Victor Volkonsky, Rusya Basbakani Vladimir Putin’in iktisat ekibinde yer alan Prof. Dr. Victor Minin ile Prof. Dr. Valeri Lebedev, dünyanin sayili matematikçilerinden Prof. Dr. Yuri Gavrilets ve Dr. Eric Saydullin. Kongrede Almanya’dan da önde gelen iktisatçilar yer alacak. Daha önce düzenlenen Milli Ekonomi Modeli kongrelerinde de ‘dikkat çekici’ degerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Irina Hundt, Prof. Dr. Ahad Rahmanzade, tarim alaninda dünya çapinda bir uzman olan Prof. Dr. Ernst Zurek ve Prof. Dr. F. R. Grabau, Bursa’ya gelerek teblig sunacak.

Kongreye birçok ülkeden katilim var
7. Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nde Estonya’dan Azerbaycan’a, Bosna–Hersek’ten Kazakistan’a kadar önemli bilim adamlari yer alacak. Kazakistan’in en taninmis iktisatçisi olan Prof. Dr. Sabden Orazali, bu isimlerin basinda geliyor. Tataristan’dan gelecek olan Gülnar Baltanova da kongrede yer alacak önemli isimlerden biri olarak dikkat çekiyor. Kongreye Avrasya cografyasindan katilacak diger konusmacilardan bazilari ise sunlar: Prof. Dr. Rovsen Guliyev (Azerbaycan), Prof. Dr. Sekib Sokoloviç (Bosna – Hersek), Prof. Dr. Jyri Kadak (Estonya), Prof. Dr. Vugar Seidov (Macaristan). Kongrede Türkiye’den de önemli isimler birer konusma yapacak. Bu isimler arasinda öne çikanlar sunlar: Prof. Dr. Mehmet Palamut (Uludag Üniversitesi Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Ömer Egercioglu (Gaziantep Üniversitesi Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Ata Selçuk (Firat Üniversitesi eski Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Ibrahim Arslanoglu (Gazi Üniversitesi Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Cahit Babuna (Istanbul Üniversitesi eski Ögretim Üyesi), Selim Kotil (Iktisatçi), Prof. Dr. Hidayet Sari (Istanbul Üniversitesi Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Ömer Saraçoglu (Istanbul Üniversitesi Ögretim Üyesi).
Dünyanin gözü bu konusmada
Kongrenin kapanis konusmasini ise Milli Ekonomi Modeli (MEM) ile Sosyal Devlet–Milli Devlet tezlerinin mimari Prof. Dr. Haydar Bas yapacak. Ortaya koydugu eserlerle ve gerek iktisat gerekse diger sahalarda yaptigi dogru öngörülerle göz kamastiran Prof. Dr. Bas’in konusmasi merakla bekleniyor. Kongre programina göre Prof. Dr. Bas, saat 17.00’da konusmasina baslayacak.
Bugüne kadar 6 MEM kongresi yapildi
Prof. Dr. Haydar Bas’in iktisat tarihinde çigir açan eseri Milli Ekonomi Modeli (MEM), bugüne kadar uluslar arasi katilimla 6 kongrede ele alindi. Ilk kongre 25–26 Kasim 2005’te Istanbul’da düzenlendi. Lütfi Kirdar Kongre Sarayi ile Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve 2 gün boyunca süren kongreye 40’i askin ülkeden 150’den fazla konusmaci katildi. Ikinci kongre 26–27 Mart 2006’da Azerbaycan’in baskenti Bakü’de düzenlendi. Kongrede 170’den fazla uzman konusma yapti. 29–30 Mart 2007’de Almanya’nin üniversite kenti Heidelberg’te düzenlenen Kongre ise kelimenin tam anlamiyla görkemli geçti. Kongrede Avrupa’nin neredeyse tüm ülkelerinden katilimcilar 2 gün boyunca Prof. Dr. Bas’in tezinin ekonomik kurtulus için ‘tek çare’ oldugunda birlestiler. Milli Ekonomi Modeli (MEM) ile Sosyal Devlet – Milli Devlet tezlerine iliskin 4., 5. ve 6. kongreler Bursa’da tertip edildi. Özellikle küresel kriz döneminde düzenlenen 5. ve 6. kongrelerde, krizden kurtulmak ve etkilenmemek için uygulamaya konulmasi gerekenlere iliskin çarpici sunumlar yapildi ve ülkelere makroekonomik reçete olarak Milli Ekonomi Modeli tavsiye edildi.
|
|
Comments (1) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2010-Jan-24 - NUH’UN GEMİSİNE DAVET
24 Ocak 2010 Pazar günü, Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliğinin Organize edeceği, dünyanın bir çok ülkesinden onlarca bilim adamın ve birçok yerli bilim adamının katılacağı 7. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi gerçekleştirilecektir.
Kongre; Bursa, BUTTİM Uluslararası Kongre Merkezinde yapılacaktır.
Kongre, 24.01.2010 Pazar saat 09:00 dan itibaren başta Meltem TV olmak üzere birçok kanaldan canlı olarak yayınlanacaktır. Sosyal ve ekonomik net çözümlerin sunulacağı bu kongrenin, bir şekilde izlenmesi ve anlamaya çalışılması insanlık adına çok önemlidir.
3 oturum halinde gerçekleşecek kongre, sabah 09.00’da başlayacak, 18.30’da sona ermesi beklenmektedir. Kongre programına göre Prof. Dr. Haydar Baş, saat 17.00’da konuşmasına başlayacak. Tarihi tespitlerine ve çözümlerine yenilerini ekleyecektir.
Bu kongre, gerek ekonomik ve gerekse de sosyal problemler içerisinde bunalan ve çözümsüzlük girdabına giren, özelde milletimiz, genelde dünya insanlığı için bir umuttur. Sorunların tufan halini aldığı zamanımızda bu kongrede sunulmaya çalışılacak olan “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projelerinin, tufandan kurtuluş ümidi şeklinde algılanması gerekmektedir. Öyleyse bu projeye sahip çıkan milletler Nuh’un gemisine binmiş gibi kurtuluş limanına yol alacaktır.
Aksi taktirde dünya su alıyor ve insanlar tufana doğru sürüklenmektedir!
Nuh’un gemisi hükmündeki bu proje ve projenin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın fikirleri etrafında oluşan fikir akımları sayesinde bir çok ülke, modelden istifade edebildikleri oranda çözümlere kavuşmakta, modelin tamamını uygulamaya koydukları taktirde de kurtuluşa ereceklerdir.
Dünyada bugüne kadar uygulanan beşeri sistemler, insanlığın dertlerine köklü çözümler sunmaktan uzak olmuş; milli, dini, sosyal, kültürel, ekonomik hiçbir problemine çare olamamıştır. Sayın Prof. Dr. Haydar Baş; “Yaşanan sosyal sorunları derinlemesine araştırdım, sokaktaki aç ve işsiz vatandaştan başlayarak toplumun hiçbir ferdini dışarıda koymayacak şekilde onların karnını doyuracak, sırtını giydirecek, insanlık onuruna yakışır bir hayat seviyesinde hayatını sürdürecek bir model icat ettim. Gelin bana destek olun, sadece milletimizi değil, insanlığı düştüğü bu sefaletten kurtaralım” diyor.
Sayın Baş, bu kongre vesilesiyle çağrısını yine tekrarlayacak, yerli ve yabancı ilim adamları da Milli Ekonomi Modeli ekseninde insanlığın sorunlarına çözümler üreten tebliğler sunacaklardır…
Ey Millet dünya su alıyor, seviye gittikçe yükseliyor, tufan yaklaşıyor…Nuh’un gemisine gelin ki boğulmayasınız! Nuh’un gemisine binmeyenin tufandan kurtulma şansı yoktur!
U.Kepekçi-TUNALIM...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2010-Jan-20 - ‘One Minute’ tiyatrosu oynuyorlar
| |
| |

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “İsrail’in Savunma Bakanı’nın ne işi var Türkiye’de? Sen 2 gün evvel kavga etmedin mi?” diye sorduktan sonra “Milletin karşısına geçip ‘One Minute’ tiyatrosu oynuyorlar” dedi.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Meltem TV’de katıldığı Ekoanaliz programında, Türkiye’nin ekonomi politikalarında IMF’nin, iç politikada AB müktesebatının, dış politikada ABD’nin yörüngesine oturduğuna ve böylece kendini bağımlı hale getirdiğine dikkatleri çekerek, “Bu bağımlılık o kadar ileri derecedeki, Türkiye’nin bir çok konuda ‘hayır’ diyecek gücü bulunmuyor” dedi. Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde menfaati olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Baş, AB ile ilişkileri de, “Hükümet, AB’nin bütün şartlarını kabul ettiğini belirterek, ‘illa da bu birlikte olacağız’ demektedir” ifadesiyle değerlendirdi.
Türkiye havada kata çiziyor
Haydar Baş, şunları söyledi: “Türkiye’nin ileri mi yoksa geri mi gittiğini dış politikada ABD ve AB ile olan ilişkilere bakıp değerlendirmek gerekmektedir. Ekonomide IMF’nin etkisini de dikkate aldığımızda Türk milletinin lehine kazanılmış bir şey göremiyorum. Türkiye havada ‘kata’ çizmektedir. Şu anda Türkiye’nin pozisyonu budur. Bir başka ifadeyle Türkiye karanlıkta gölgesiyle kavga etmektedir. Böyle bir politika bu millete yakışmaz. 5 yıllık bir tarihi olan, bin yılı aşkın bir süredir İslam üzere yaşayan köklü bir medeniyetin sahibi bir milletin bence geldiği nokta bu olmamalıydı.”
Kıbrıs meselesinde geriye gittik
Kıbrıs’ta bir Türk devleti olduğuna işaret eden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı, “Eğer Türkiye KKTC’nin tanınması üzerine bir dış politika benimsemiş olsaydı, belki de onlarca devlet KKTC’yi tanıyacaktı” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Maalesef kurulduğu günden bu yana böyle bir devletin varlığından dünya haberdar edilmedi. Bir zamanlar bazı Asya ülkeleriye Türk dünyası ‘gelin sizi kabul edelim’ demelerine rağmen, Türk siyaseti buna müsaade etmedi. Bunun nedenini anlamış değilim. Aslında dışa bağımlı politika izlerseniz, anlarsınız. Yabancı güçler, ‘benim dediğimi yapacaksın’ diyor. Eğer senin dediğini yapmış olsaydım, 1974’teki Barış Harekatı olmazdı. 5 bin tane şehit vermezdik, Kıbrıs coğrafyasının sınırlarını belirlemezdik. Bundan dolayı kalkıp da ‘beni kabul et’ tartışmasını açmak manasızdır. Kurulmuş bir devletin inkırazı ve anlaşma masalarında terki sözkonusuysa biz çok geriye gittik. Ege meselesinde de AB’ye girebilmek için Yunanistan lehine politika üretmek zorundayız. Türkiye’nin dış dünyayla bağlantısı geçmişte güçlü bir devlet imajı verirken, şimdi herkes sırtımızı sıvazlıyor, ‘biz bu ülkeden ne alırız’, onun hesabını yapıyor. Demokratik açılımlar altında bize teklifler sunuldu. Biz de ‘ne güzel’ diye, Türk milletini bölünme eşiğine getirdik.”
Ekonominin altyapısı elimizden çıktı
Türkiye’nin yeraltı kaynaklarının yabancıların eline geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Baş, tarım ve ormancılığın durumunun da ortada olduğunu belirtti. Tarımdan bir Allah’ın kulunun memnun olmadığına dikkatleri çeken Prof. Dr. Baş, şöyle konuştu: “Çiftçilerimizin neredeyse yüzde 80’i mesleğinden vazgeçer duruma geldi. Bir tarım politikası ki, Batı dünyası sana yap dediği kadar yapacaksın, yapma dediğini yapmayacaksın. Bu nasıl politika, nasıl bağımsızlık? Hayvancılığın durumu ortada. Vatandaşlar, artan fiyatlar yüzünden ayda bir kilo eti evine alamıyor. Böyle bir manzara karşısında hayvancılık politikasının ileri gittiğini söylemenin ifrat olduğu kanaatindeyim. Bu memlekette vatandaş domuz etini tanımazken, kasapta satışı hukuki zemine oturtuldu. İnsan hakları adı altında bu milletin inancına ters düşüldü, zina serbest bırakıldı. Türkiye’de millet kurumunu koruyan bir irade var. Bunun yanlışı, noksan, vebali, günahı vardır. Ayrı konu... Türkiye’nin zırhı vazifesini gören bu kurumun varlığı tartışma konusu olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin lağvedilmesini söyleyenler var. Yine bu iktidarın döneminde Mehmetçiğin başına çuval geçirildi. Türkiye’de kurumlararası kavga çok öne çıktı. Siyaset adalet dünyasıyla kavga içinde. Terör 8 yıl evvel ‘sıfır’ noktadayken, şimdi doruk noktaya çıktı. Doruk noktaya çıktıktan sonra dağdaki teröriste imkanlar tanıma adı altında biz Kürtlere hak veriyoruz iddiasında bulunuldu. Yani adam öldürmek fazilet sayılmaya başlandı. Türkiye kendi parasını basamıyor. Yeraltı kaynaklarımız, PETKİM, POAŞ, TÜPRAŞ, ERDEMİR gibi Kamu İktisadi Teşebbüslerimiz devletin elinden çıktı. Şimdi otoyollar ile boğaz köprüleri devreye giriyor. Bütün bunlar devletin elinden çıkıyor. Burada satışlar Türk milletine değil genelde yabancıya satıldı.”
Barak niye geldi?
ABD’den, Avrupa’dan hatta İslam dünyasına kan kusturan İsrail’den Türkiye’nin kaymağını yemeye gelen şirketlerin bulunduğuna işaret ederek, İsrail Savunma Bakanı Barak’ın Ankara ziyaretine ilişkin şunları söyledi: “İsrail’in Savunma Bakanı’nın ne işi var Türkiye’de? Sen 2 gün evvel İsrail’le kavga etmedin mi? Neyin hesabı için geldi buraya? 40 gün evvel niye ABD’ye gittin? Hangi konuyu konuştun? Şimdi onu gizlemek için oyun tezgahladınız. Ondan sonra milletin karşısına geçip ‘One Minute’ tiyatrosu oynuyorlar. Herkese yutturursun ancak bir tek adama, Haydar Hoca’ya yutturamazsın.”
|
TUNALIM...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2010-Jan-18 - TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ
         
|
Atatürk diyorki; "Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.""İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkincisini 'ben' kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur! " |
TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, her bakımdan tıkanmış olan Türkiye’de “alternatif yok” yaygarasının çözümün gerçek adresini örtmek için bir saptırmaca olduğunu belirterek,
“Gelin el ele verelim, bakınız Türkiye nasıl kurtuluyor!” dedi.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş,
tüm dünyanın krizle çalkalandığı bir dönemde gündeme getirdiği Milli Ekonomi Modeli’ne,
“Ekonominin ve Sosyal Devlet’in kitabını yazdım ve dedim ki; ey dünya, ilim dünyası alın,
bunu okuyun, yanlışım varsa yüzüme çarpın…
Veya ne gerekiyorsa onu yapın.
Ama yanlış yoksa, bunu delikanlı gibi de söyleyin.
Dünya, eser ve projelerimi didik didik etti, irdeledi ve sonunda kararını verdi; bu model, değil Türkiye’yi, dünyayı kurtarır.
Bilim adamları, Milli Ekonomi Modeli’ni baştacı yaptı. İşte çözüm bu...
Ne yapalım Türkiye’nin batmaktan ve çöküşten başka alternatifi yok diyenlere tekrar hatırlatıyorum; Türkiye’nin alternatifi var, o da BTP’dir.
Dünyayı da ayağa kaldıracak modelimiz var; o da Milli Ekonomi Modeli’dir. Dünya bunu konuşuyor, bilim adamları bunu söylüyor” sözleriyle dikkat çekti.
Dünya tıkandı, mevcut sistemler çöktü diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Hem Türk ekonomisini düze çıkartacak, hem de dünya ekonomisine yön verecek tek çözüm milli ekonomi modelidir” dedi.
Kapitalizm arapsaçı
Prof. Dr. Baş dünyanın dört bir yanından uluslararası Milli Ekonomi Modeli kongrelerine katılan bilim adamlarının tezle ilgili değerlendirmelerini hatırlattı.
BTP Genel Başkanı şunları söyledi:
“Ne dediler biliyor musunuz? Rus bilim adamı Lisichkin diyor ki, ‘biz böyle bir sistemin bizden çıkacağını bekliyorduk. Böyle bir tezin bize ait olacağını bekliyorduk.
Maalesef bu sizlerden çıktı.
Biz buna da razıyız’. Başka ne diyorlar? ‘Bu eser bir dâhinin eseridir…’
Avrupalısı bunu söylüyor. Amerikan profesörü bunu diyor.”
Ekonomik çıkmaza giren dünyada mevcut kapitalist ve komünist sistemin artık çöktüğünü belirten BTP Genel Başkanı şunları söyledi:
“Dünyayı kıvrandıran bu liberal–kapitalist ekonomi anlayışı…
Bunların hepsi hikâye… Bunlar sistem değil ki; arapsaçı. Kimsenin bir şey anladığı yok.
Oturdum, ben bunu tek tek neresi doğru, neresi yanlış tespit ettim.
Ben böyle bir tez yazdım.
Yahu iki tane harfi yanyana getiremeyen adamları siz bu ülkede başbakan yaptınız.
Dünyaya diz çöktüren adama sırtınızı döndünüz; sanki ondan intikam aldınız.
O zaman da olan milletimize oldu, devletimize oldu. Yazıklar olsun deme hakkına sahip değil miyim?”
Alternatif BTP
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş,
Türkiye’de alternatif yok şeklinde dile getirilen görüşlere de tepki gösterdi.
Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Türkiye’nin önü tıkalıymış, alternatifi yokmuş, bilmem ne?! Safsataya bak… Çözümün gerçek adresini örtmek için uydurulmuş safsata.
Bunları uyduranları ben talebe yapmam.
Vallahi talebe yapmam. Kimdir onlar?
Bir yandan ülkeni, insanını, devletini, askerini ve milletini Amerika’ya, Avrupa’ya peşkeş çekeceksin, beslediğin medya senin namına boyuna propagandanı yapacak, sen de adamım diye, delikanlıyım diye gezeceksin…
Buna kargalar bile güler.”
Milletin ve devletin sıkıntılarına son vermenin yine milletin elinde ve azminde olduğunun altını çizen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Türkiye, kabul etsek de etmesek de, bir noktaya geldi.
Açılım istiyor. Bu açılım, Bağımsız Türkiye Partisi’nin dışındaki bir hareketle mümkün değil…
Türkiye’nin tek alternatifi var; o da BTP’dir, Milli Ekonomi Modeli’dir, Sosyal Devlet projelerimizdir.
Gelin elele verelim. Milletin ve devletin bu sıkıntısına son verelim bu sizin elinizde, milletimizin elinde ve azminde. Gelin elele verelim, devlet ve milletimizin nasıl şahlandığını hep beraber görelim. Gelin el ele verelim, bakınız Türkiye nasıl kurtuluyor” dedi.
Tunalım;
''Vatanım Türkiye, Ben İse Türk’üm. İslâmiyet ruhum, Türklük bedenim, Altay’da belendi beşiğim benim. Vatanı canından aziz bilenim, Rabbim ...tarafından övülmüş ırkım. Beylerin beyiyim, hanlardan hanım, Asırlarca sürdü hükm ü devranım. Anadolu benim en son ...mekânım, Yolum Hakka gider, ulvîdir yüküm..''
(http://www.btp.org.tr/ )
http://www.twellow.com/u/gencturksan
YURTTAN ve DÜNYADAN HABERLER(Politik haberler)http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.php?kategori=politika&sure=3" YAZARLAR:"http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.php?kategori=yazarlar&sure=3"
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2010-Jan-17 - Haitili Çocuklar Acil Yardımınızı Bekliyor...
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Merhaba,
Haiti depreminin etkileri giderek artan bir insanlık
faciası oluşturuyor. Bir çok çocuk yaşamını yitirmiş, ya da yaralanmış durumda. Acilen su, barınak ve tıbbi yardıma ihtiyaç var. |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
| |
Haiti'de yaşam koşulları, deprem adayı vurmadan önce de çok kötüydü. Haiti dünyanın en fakir ülkelerinden biri ve yıllar süren şiddet, güvensizlik ve yoğun doğal felaketlerle mücadele halinde. 10 milyona yaklaşan nüfusunun yarısından fazlası 21 yaşından küçüklerden oluşuyor.
Bütün çocukların hakları var ve bu hakların en çok tehlikeye girdiği zamanlar, acil durumlardır. UNICEF Haitili çocuklar ve aileleri için başlarını sokacak barınak, yiyecek, temiz su ve tıbbi malzeme sağlıyor.
UNICEF 1949'dan bu yana Haiti'de çocuklar için faaliyettedir. Örgüt bütün dünyada sadece gönüllü katkılarla çalışır; Birleşmiş Milletler Bütçesinden hiçbir fon almaz.
UNICEF Türkiye Milli Komitesi
10 TL'lik bağışlar için 3005'e kısa mesaj atabilirsiniz.
Banka Hesap Numaralarımız:
Türkiye İş Bankası Ank. Çankaya Şubesi
Şube Kodu: 4238
1006 TL
1007 USD
1008 EUR
|
|
| |
 |
UNICEF Türkiye Milli Komitesi | www.unicefturk.org
Genel Müdürlük: Bilkent Üniversitesi 2. Cad. 3.Sok. 80600 Bilkent, Ankara
İstanbul Ofisi: Meşrutiyet Cad. 68/3, 34440 Beyoğlu İstanbul
Tüm hakları saklıdır. Gizlilik
|
 |
AP – FILE- This Dec. 15, 2009 file photo shows singer Madonna attending the premiere of 'Nine' at the Ziegfeld … |
| Madonna, President Bill Clinton, Tom Hanks, Brad Pitt, Robert Pattinson, Will Smith, Julia Roberts, Leonardo DiCaprio, Meryl Streep and Muhammad Ali have joined "Hope for Haiti Now: A Global Benefit for Earthquake Relief," which airs Friday at 8 p.m. ET/PT and 7 p.m. CT on MTV and many other networks.
In addition to musical performances, Wyclef Jean in New York City, George Clooney in Los Angeles, and CNN's Anderson Cooper reporting from Haiti, "Hope for Haiti Now" will also feature Ben Stiller, Chris Rock, Clint Eastwood, Denzel Washington, Halle Berry, Jon Stewart, Matt Damon, Morgan Freeman, Nicole Kidman, Samuel L. Jackson and more than 100 of the biggest names in film, television and music.
Madonna (performing in New York) and Haitian artist Emeline Michel (in Los Angeles) will join the previously announced lineup of musical performances: Wyclef Jean, Bruce Springsteen, Jennifer Hudson, Mary J. Blige, Shakira and Sting in New York; Alicia Keys, Christina Aguilera, Dave Matthews, John Legend, Justin Timberlake, Stevie Wonder, Taylor Swift and a group performance by Keith Urban, Kid Rock and Sheryl Crow in Los Angeles; and Beyoncé, Coldplay, and a group performance by Bono, The Edge, Jay-Z and Rihanna in London.
"Hope for Haiti Now" will begin accepting donations at 12 p.m. ET/9 a.m. PT on Friday via the following methods:
» Online: www.hopeforhaitinow.org
» Phone: 877-99-HAITI
» Text: Text "GIVE" to 50555
» Mail: Hope For Haiti Now Fund, Entertainment Industry Foundation, 1201 West 5th Street, Suite T-700, Los Angeles, CA 90017
Music performances from "Hope for Haiti Now" will be available for purchase and download on the iTunes Store. Beginning on Friday, iTunes customers will be able to exclusively pre-order both the Hope for Haiti Now full performance album ($7.99) and the full two-hour video telecast ($1.99). Pre-orders will be delivered in the days following the telethon. Individual audio performances will also be available for purchase and download for 99 cents each in the days following the telethon. Apple, the record labels and the artists will donate their share of the proceeds to Haiti relief funds managed by "Hope for Haiti Now" charities.
'Hope For Haiti Now' Performers And Presenters
"Hope for Haiti Now" performances will also be available for purchase on AmazonMP3 and Rhapsody, with distribution provided by INgrooves. Proceeds from those purchases will also benefit Haiti relief funds managed by "Hope for Haiti Now" charities.
"Hope for Haiti Now," will benefit Oxfam America, Partners in Health, the Red Cross, UNICEF, United Nations World Food Programme, Yele Haiti Foundation and the newly formed Clinton Bush Haiti Foundation. Proceeds from "Hope for Haiti Now" will be split among each organization's individual funds for Haiti earthquake relief. With the exception of the Clinton Bush Haiti Fund, each partner organization was selected for its history of operation and collaboration within the NGO community in Haiti.
"Hope for Haiti Now" will air across ABC, CBS, NBC, Fox, CNN, BET, The CW, HBO, MTV, VH1, CMT, PBS, TNT, Showtime, Comedy Central, Bravo, E! Entertainment, National Geographic Channel, Oxygen, G4, CENTRIC, Current TV, Fuse, MLB Network, EPIX, Palladia, SoapNet, Style, Discovery Health, Planet Green, CNN en Español, HBO Latino, and Canadian networks including CBC Television, CTV, Global Television, and MuchMusic. The event will be live streamed online globally across sites including YouTube, Hulu, MySpace, Fancast, AOL, MSN.com, Yahoo, Bing.com, BET.com, CNN.com, MTV.com, VH1.com, and Rhapsody and on mobile via Alltel, AT&T, Sprint, Verizon, and FloTV. "Hope for Haiti Now" will also air internationally on BET International, CNN International, National Geographic, and MTV Networks International, which is available in 640 million homes worldwide. "Hope for Haiti Now" will be available non-exclusively to all terrestrial radio stations around the globe and SIRIUS XM Radio as a one time only radio broadcast via the MTV Radio Network and Westwood One.
"Hope for Haiti Now" is produced by Joel Gallen and Tenth Planet Productions, in collaboration with Viacom's MTV Networks and George Clooney.
Learn more about what you can do to help with earthquake-relief efforts in Haiti, and for more information, see Think MTV. Join George Clooney and Wyclef Jean for MTV's "Hope for Haiti Now" telethon, airing commercial-free Friday, January 22, at 8 p.m. ET and visit HopeForHaitiNow.org or call (877) 99-HAITI to make a donation now.
(Stars unite to help Haiti intelethon) NEW YORK – Since Haiti suffered the devastating earthquake that killed more than 200,000 people, the entertainment world has responded with an outpouring of charity, from million dollar donations to songs designed to raise money for relief.
On Friday night, those efforts will become collective as the biggest celebrities from music, film, sports and even politics join together in an international, multi-network telethon, "Hope for Haiti Now: A Global Benefit for Earthquake Relief." It will gather even more money to help the Caribbean nation, which was already impoverished before being struck by a massive earthquake on Jan. 12.
"It's a big world out there, and we all have a lot of responsibility to help out people who can't help themselves," said George Clooney, who helped put together the telethon and will host its Los Angeles portion, in an interview with MTV. The network led the organization of the event.
The two-hour show will be broadcast from New York, London, Los Angeles and Haiti, and include musical performances by a variety of superstars, including Beyonce, Madonna, Bruce Springsteen, Taylor Swift, U2's Bono and the Edge, Coldplay, Keith Urban, Stevie Wonder and more.
Musician Wyclef Jean, a Haitian native, is also among the performers and will lead the New York broadcast. CNN's Anderson Cooper will add reports from Haiti, while Rihanna, Beyonce, Jay-Z and other stars will be featured from London.
The celebrity lineup included former President Bill Clinton, Jennifer Aniston, Ellen DeGeneres, Brad Pitt, Halle Berry, Muhammad Ali, Clint Eastwood and Reese Witherspoon.
Leonardo DiCaprio is also featured; on Thursday, he joined the list of previous celebrities donors with a $1 million gift to The Clinton Bush Haiti Fund, one of several organizations that will benefit from the telethon.
People can start donating even before the telethon at a newly established Web site, and also through text or telephone. Viewers can also purchase performances from the evening on Saturday by way of iTunes for 99 cents, with those proceeds going to relief aid as well.
___
A massive, 7.0 magnitude earthquake struck Haiti near the capital of Port-au-Prince on Tuesday, January 12th. The damage to buildings is extensive and the number of injured or dead is estimated to be over 100,000.
Your gift will help rush emergency supplies to survivors of this catastrophe. Your gift now will help distribute life-saving relief supplies including food, clean water, blankets, medical supplies and tents to children and families devastated by the earthquake and aftershocks in Haiti.
Thank you for your generous gift in this time of need.
On the Net:
http://www.hopeforhaitinow.org
|
TUNALIM...
|
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2010-Jan-13 - AÇILIMIN ŞİFRELERİ ÇÖZÜLÜYOR...
Hükümetin Kürt açılımı diye başlattığı açılımın aslında Ermeni açılımı olduğu fikrinin ilk defa Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş tarafından dile getirildiğini, yaşanan gelişmelerin Sayın Baş’ı haklı çıkardığını yazmıştık.
PKK nın yeni yerleşim bölgesi olarak Karabağ’ı seçmesi aymaz kafalarda çok ciddi uyarılar yapması gerekmez mi? Gazetemizin değerli yazarlarından Murat Çabas’ın 31.12.2009 da kaleme aldığı “PKK Karabağa da çöreklendi” yazısını dünkü "Bindiği dalı kesmek" makalemizle birlikte okumanızı tavsiye ederiz. O zaman göreceksiniz açlımın şifreleri nasıl çözüme kavuşmaktadır…
“Birinci Körfez Savaşı sonrası, ABD ve gerçek müttefikleri tarafından uçuşa yasak bölgede oluşturulan PKK, bu bölgede Türkiye’ye ve Irak’a yönelik misyonu tamamladıktan sonra başka görevlere(!) kaydırıldı.
Bundan sonraki süreçte PKK Ermeni işgali altında bulunan Karabağ’da Kafkasların çıban başı olacak. Tabii, İran’a ve Suriye’ye yönelik terör saldırıları devam edecek, önemli bir bölümü de Türkiye’de siyasal sürece dahil olacak.
Bu konudaki açıklama Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED) Başkanı Yrd. Doç. Dr. Savaş Eğilmez’den geldi.”
Konuyu belki basından takip etmişsinizdir ama önemine binaen ben tekrar ele alacağım.
ASİMED Başkanı Eğilmez, “PKK’nın yeni ‘yerleşim’ alanı olarak Ermenistan, özellikle de Dağlık Karabağ kamp yeri olarak seçilmiştir” dedi. Eğilmez, “Azerbaycan’ın, terör örgütünün Azerbaycan topraklarında üslenmeye ve faaliyet alanı bulmaya çalışmasına karşın daha sert ve önleyici tedbirler alması gerekmektedir. Aksi takdirde yakın bir zaman içerisinde bu virüs kendisini de hasta edecektir” diye konuştu.
Eğilmez, şunları kaydetti: “Dağlık Karabağ’ın Türkiye’nin direk temas hattı dışında olması, Ermenistan’ın kolaylıkla yardım gösterebileceği bir alanda olması, uluslararası statüsünün daha tam olarak belirlenememesi ve Rusya’nın Gürcistan’dan çıkardığı askeri birlik ve silahlarını Ermenistan ve bu bölgeye yerleştirmesiyle PKK’nın daha kolay silah ve mühimmat temin edebilecek olması, bölgenin yeni faaliyet alanı olarak seçilmesinde rol oynayan önemli faktörlerin başında gelmektedir. PKK’nın bölgede var olan ağırlığı 1999 tarihinden itibaren gözle görülür bir artış göstermiş ve artık bölgedeki PKK kamplarında geniş ölçekli ‘silahlı eğitim’ verilmeye başlanmıştır.”
Bu yaşanan gelişmeler de “PKK terörünün, Ermeni terör örgütü ASALA’nın bir devamı niteliğinde olduğunu” ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş’ı da bir kez daha haklı çıkardı.
PKK, önce Kürdistan, ardından Büyük Ermenistan ve nihai hedef olarak da Büyük İsrail Devleti için paravan ve tetikçi olarak kullanılıyor.
Görünen o ki, Ermenistan, Türkiye ideallerine daha çok zaman ayırabilmek için Azerbaycan’la uğraşma ve onu meşgul etme ihalesini PKK’ya devretmiş.
Türkiye’nin PKK teröründen yıllarca neler çektiğini düşünürseniz, Azerbaycan’ın bu terörle başa çıkması oldukça zor.
Yanlış anlaşılmasın, PKK Türkiye ile işini bitirdi anlamında söylemiyoruz bunları…
Türkiye’de PKK terörü ikinci ve daha tehlikeli bir aşamaya geçti: siyasallaştı.
Ülkemiz üzerinde hesabı olanların da desteğiyle bundan sonra, Türkiye hakkında “federasyon” tartışmalarının yapıldığını bu konuda adımlar atıldığını daha sık göreceğiz.
Azerbaycan ise PKK terörünün bizim yaşadığımız daha ilk aşamasında…
Çok büyük can kayıpları verecek ve Karabağ mevzuundan bir şekilde el çektirilecek. Bundan sonraki süreçte “Ermeni askerlerle, Azeri askerler çatıştı” şeklinde haberleri pek duymayacağız, daha ziyade, Azeri ordusundan şu kadar şehit, teröristlerden de şu kadar ölü tarzında haberleri okuyacağız.
Hatta Ermeni askerlerin bile PKK kılığıyla Azerilere rahatlıkla saldırdıklarına şahit olacağız. Türkiye bu benzeri şeyleri yaşadı.
Azerbaycan’ın bu karanlık vadiye sokulmasının dolaylı olarak Türkiye’ye ayrıca bir darbe anlamına geldiğini unutmamalıyız. Azerbaycan’ı terörle meşgul etmek Ermenistan’ın üzerimizdeki siyasi baskılarını ciddi oranda artıracaktır.
Siyasilerimiz hala uyumaya, taşeronluk yapmaya devam etsin!”(Murat Çabas/Yeni Mesaj)
U.Kepekçi-TUNALIM...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2010-Jan-10 - BİNDİĞİ DALI KESMEK BUNA DERLER..
Şu açılım bu açılım derken, alçılımın gündem edildiği ilk anlardan itibaren, bu açılımın “Ermeni açılımı” olduğunu dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, gerek Meltem TV deki eko analiz programında, gerekse de Gaziantep il kongresinde yaptığı açıklamalarla tekrar bu meselenin altını çizerek olası tehlikelerden bahsettiler.
Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokolde yer alan soykırım iddialarını araştırmak üzere tarih komisyonu kurulacak maddesi üzerinde duran Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, kurulacak komisyondan Türkiye’nin lehine bir kararın çıkmasının mümkün olmadığını söyledi.
BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Kim kuracak bu komisyonu? Bu komisyonu bu bölgede hesabı olan devletlerden Fransa, İtalya, İngiltere, İsviçre ve de bizdeki bizdekiler (!) bu komisyonu kuracak. Bunların verdikleri raporlar geçerli olacak ve bu raporlara göre soykırım yapıldı yapılmadı tasdik edilecek. Diplomatların yapacağı milletinin muhafaza ve müdafaasını gerektiren eylemi, siyasiler geliyor tarihçilere yaptırıyor. Peki, bundan sonra ne olacak? Ben raporu size söyleyeyim. 1915 yılında Türkler Ermenileri kırdı. Özeti budur. Arkasından ne gelir? Elbette tazminat talebi gelir.”
Prof. Dr. Baş, aslında Ermenilerin bu konudaki niyetlerinin “tanınma, tazminat ve toprak talebi” şeklinde üç aşamada meydana gelebileceğini yaklaşık 10 yıl önce Trabzon’da düzenlenen “Ermeni soykırım iddialarını ret ve AB ye hayır” mitinginde dile getirmişti.
Bakınız değerli dostlar Sayın Baş’ın haber verdiği tehlikeler zamanı gelince bir bir yaşanmaktadır.
Sayın Baş’a geçenlerde; Hocam siz meseleleri öyle bir tahlil ediyorsunuz ki gelecekte de bunlar gerçekleşiyor. Bunu nasıl açıklarsınız diye bir soru sorulduğunda, Sayın Baş, Nasrettin hoca hikayesini anlatmıştı. “Nasrettin hoca bir bakmış ki adamın biri ağaçta elinde bir testere, bindiği dalı kesiyor. Hoca adama seslenmiş “bre adam yanlış dal kesiyorsun şimdi düşeceksin.” Adam kulak asmayıp dalı kesmeye devam etmiş. Biraz sonra daldan düşmüş. Koşarak hocaya gelmiş; “hoca hoca sen benim düşeceğimi bildin ne zaman öleceğimi de bilirsin.” Hoca da “bre oğlum ben gördüm ki bindiğin dalı kesiyorsun, tabi ki biraz sonra düşeceğini bilirim, çünkü bunu ben görüyorum” diye cevap vermişti. İşte bende hangi dalı kestiklerini gördüğüm için önceden uyarıyorum.” Şeklinde bir cevap vermişlerdi.
Maalesef hükümetteki siyaset, talimatla hareket ettiği için, almış eline bir testere bindiği dalı kesiyor. Bilmiyor ki birazdan düşecek!
Düşecek düşmeye de bari millete bir zeval gelmese!
U.Kepekçi-TUNALIM...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2010-Jan-3 - FİTNEDEN KORUNMANIN YOLU SALİH AMELLERDİR.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
“... Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür...” (Bakara sûresi: 191)
“Fitne; Ayrılık, karışıklık, kargaşa; insanı hak ve hakîkatten saptıracak şey. İnsanları sıkıntıya, belâya düşüren, zarara sebep olan iş. Düşmanlığa sebep olan şey.” (D.sözlük)
Fitne, aldatmanın ayyuka çıktığı zamanımızda fertten topluma sirayet etmiş, hatta devletler arası mücadelenin temelini dahi teşkil etmiş, özel bir bilim dalı oluşmuş, stratejik kurumlar haline dönüşmüştür. Dünya sevgisi ve dizginlenemeyen ihtiraslar, başkasının haklarına tecavüzün zirve hali fitneyi daha profesyonel hale getirmiştir.
Fitnenin toplumun bütün katmanlarına sirayet edeceği bir zamanın geleceği, Yüce Peygamberimiz(sav) tarafından haber verilmiştir.
Alemlere Rahmet Hazreti Muhammed(sav);
"Fitneler, tıpkı (kamışlardan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse onda siyah bir leke hasıl olur. Hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hasıl olur. Böylece iki ayrı kalp ortaya çıkar: Biri cilalı tas gibi bembeyazdır; dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar vermez. Diğeri ise, alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (beşeri değerlerden) kendisine ne yutturulmuşsa, onu (hak veya batıl) bilir…" (Muslim, Iman 231, (144).)
Yukarıdaki hadisi şerifte geçen; “…bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (beşeri değerlerden) kendisine ne yutturulmuşsa, onu (hak veya batıl) bilir." İfadesi insanımızın içinde bulunduğu durumu çok açık bir şekilde izah etmektedir. Aman Allah’ım, toplum fitneden ne kadar nasip almış ki; herkes birbirini aldatmanın peşinde, aldatılmak ve aldanmak hayatın normal bir parçası halini almış(!)
Fitne belasına düştüğümüz taktirde başımıza gelebilecek tehlikeler de başka bir hadisi şerifte şöylece haber verilmiştir;
"Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır."
Orada bulunanlardan biri: "O gün sayıca azlığımızdan mı?" diye sordu.
"Hayır, buyurdular. Bilakis o gün siz çoksunuz. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöpler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karsı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!"
"Zaaf da nedir ey Allah’ın Resulü?" denildi.
"Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!" buyurdular."
(Ebu Davud, Melahim 5, (4297).)
Fitneden korunmanın yolu; hayırlı ameldir. Aksi taktirde korkunç bir akıbet bizi beklemektedir. Resulullah(sav) buyurdu;
"Karanlık gecenin parçaları gibi olan fitnelerden önce, hayırlı ameller işlemede acele edin. O fitne geldi mi kişi mu'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama girer. Mu'min olarak akşama erer de kâfir olarak sabaha ulaşır; dinini basit bir dünya menfaatine satar." (Muslim, Iman 186, (118); Tirmizi, Fiten 30, (2196).
U.Kepekçi-TUNALIM...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2009-Dec-30 - BU YOLUN SONU NEREYE?
Son günlerde devletin tepesinde cereyan eden olaylar gerçekten ibretli olaylar olarak tarihe geçecek geçmesine de bu işten kim kârlı çıkacak, olayların tarafları bunu biliyorlar mı acaba?
Medyaya bakarsanız devletin kurumları birbiriyle çatışma halinde, sivil asker, soğuk savaş durumunda, asker, sivil yargı karşı karşıya, v.s…v.s…
Görüyor musunuz değerli dostlar, yaşananları... Ne garip işler cereyan etmekte…
Demokratik hukuk devletinde yaşadığımızı iddia ediyoruz ama sadece basın yoluyla işlenenler bulunduğumuz hâli anlatmaya yeter artar bile…
Meydanda suç var mı? Suçlu var mı? Bu konuda suçun sabitliği ispat edildi mi?
Madem ki demokratik hukuk devletinde yaşadığımızı iddia ediyorsak, suçun ve suçlunun yanında kimse yer alamaz, doğru olan da budur. Kanunlarımıza göre suçlu olanlar hangi kurum içerisinden olursa olsun mutlaka cezalanmalıdır. Ama yaşananlara baktığımız ve birazda aklımıza vurduğumuz zaman görülen manzara Askerin bir şekilde yıpratılmaya çalışıldığı görülmektedir.
Bunu bilmek ve görmek için çok özel bilgilere, komplo teorilerine, falan gerek yok. Hani bir ata sözü vardır; “görünen köy kılavuz istemez” diye.
Vatandaşla iç içe olan, derdi vatan millet olan gerçek yazarlar, halkın gerçek gündemini onların ağzından öğrenir. Vatandaş bu yaşananlardan gerçekten rahatsızdır.
“Devletin tepesinden ne oluyor” diye sormayan yok. Vatandaş en azından şunu diyebiliyor… “Devlet bu işerle uğraşırken bizim açlığımızı, işsizliğimizi, düşünmeye zamanı bile yoktur. Vay hâlimize vah hâlimize…”
Devlet sırları, böyle ulu orta meydanlarda dolaşırsa, kurumlar böyle ulu orta davranışlar sergilerse, bu iş demokrasi falan yakıştırmaları ile geçiştirilemez…
Bu süreç devletin kurumlarına mutlaka zarar verir. Olan yüce devletin bekasına olur. Birlik beraberlik yok olur. Sonrada telafisi mümkün olmayan yaralar açılır. Zararlarını da millet olarak çekeriz…
Küçücük bir aileyi bile bu tip dedikodular yıpratmaya, yıkmaya yetmez mi? Aile meseleleri içerde halledilir. Onun bunun ağzına düşmekle de bu işler çözülmez. “Kol kırılır, kalır içinde…”
Falan dedi, filan dedi, şu şunu yaptı, bu onu yaptı…
Yazık bu mevzular öyle ulu orta yerlerde, tartışılma, konuşulma durumuna düştü ise, vah hâlimize…
Asırlarca dünya sahnesinde hüküm süren devlet geleneğimiz yok oluyor. Bundan da devlet ve millet olarak ne zararlar göreceğimizin, taraflar farkında mı acaba?
U.Kepekçi-TUNALIM...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
2009-Dec-26 - MEHMET AKİF ERSOY

He was born in Istanbul, Ottoman Empire in 1873. He is noted for writing the lyrics of Turkish National Anthem, İstiklâl Marşı (The March of Independence in English) – which was adopted in 1921, and is accepted by many Turks as their "National Poet". The lyrics were originally written as a poem in a collection of his writings. Paradoxically, one of his most famous works, a book called Safahat, was not widely read or published until recently. He studied veterinary science at the university.
He is also said to have written a commentary upon the Qur'an which he later burned on discovering that it was to be published by the new secular government in Turkish instead of the original Arabic, and used in secular education.
Although semi-Albanian by birth and deeply religious, he is held as a nationalist figure in Turkey. In fact, his real allegiance was somewhere in between Turkish and Islamic identities, and he was something of the Namık Kemal of his time. Deeply upset by the strongly secular nature the republic took soon after the sultanate was abolished in 1923, he left Turkey for Cairo to teach Turkish language, and returned only shortly before his death in 1936.
He was interred in the Edirnekapı Cemetery in Istanbul
İstiklal Marşı - Independence March, Turkish National Anthem
İstiklal marşı, meaning the 'Independence March', is the Turkish national anthem. It was written by Mehmet Akif Ersoy and officially adopted on March 12, 1921. A nationwide competition was held for selecting the national anthem of the new born Turkish Republic after the Turkish war of independence. A total of 724 poems were submitted to this event and the 10-verse poem written by Mehmet Akif Ersoy was adopted unanimously by the Turkish Grand National Assembly.
Another competition was held to select the most suitable musical composition for the national anthem and 24 composers submitted their works for this event. The council, in 1924, adopted the music composed by Ali Rıfat Çağatay and this music was used until 1930 to sing the words of the national anthem. After this date, the music of the national anthem was changed with the music composed by Osman Zeki Üngör, conductor of the Presidential Symphonic Orchestra. Since then, the words of the Turkish National Anthem have been sung with this musical composition. Out of the 10 verses, only the first two are sung with music. You can download the mp3 version of the Turkish National Anthem, Independence March (Istiklal Marsi) here:
And here is the poem, with the whole 10 verses and its translation into English:
Mehmet Âkif ERSOY
Fear not! For the crimson flag that proudly waves in these dawns, shall never fade,
Before the last fiery hearth that is ablaze within my nation burns out.
And that, is the star of my nation, and it will forever shine;
It is mine; and solely belongs to my nation.
Frown not, I beseech you, oh thou coy crescent,
But smile upon my heroic nation! Why the anger, why the rage?
The we shed for you will not be worthy otherwise;
For freedom is the absolute right of my God-worshipping nation.
I have been free since the beginning and forever will be so.
What madman shall put me in chains! I defy the very idea!
I'm like the roaring flood; powerful and independent,
I'll tear apart mountains, exceed the heavens and still gush out!
The lands of the of the West may be armored with walls of steel,
But I have borders guarded by the mighty chest of a believer.
Recognize your innate strength! And think: how can this fiery faith ever be killed,
By that battered, single-toothed monster you call "civilization"?
My friend! Leave not my homeland to the hands of villainous men!
Render your chest as armor! Stop this disgraceful rush!
For soon shall be come the day of promised freedom...
Who knows? Perhaps tomorrow? Perhaps even sooner!
See not the soil you tread on as mere earth,
But think about the thousands beneath you that lie without even shrouds.
You're the noble son of a martyr, take shame, hurt not your ancestor!
Unhand not, even when you're promised worlds, this paradise of a homeland.
What man would not die for this heavenly piece of land?
Martyrs would gush out if you just squeeze the soil! Martyrs!
May God take all my loved ones and possessions from me if he will,
But may he not deprive me of my one true homeland for the world.
O Lord, the sole wish of my heart is that,
No infidel's hand should touch the bosom of my temple.
These adhans, the shahadah of which is the base of the religion,
Shall sound loud over my eternal homeland.
Then my tombstone - if there is one - will a thousand times touch its forehead on earth (like in salah) in ,
O Lord, tears of flowing out of my every wound,
My corpse will gush out from the earth like a spirit,
And then, my head will perhaps rise and reach the heavens.
So flap and wave like the dawning sky, oh glorious crescent,
So that our every last drop of may finally be worthy!
Neither you nor my nation shall ever be extinguished!
For freedom is the absolute right of my ever-free flag;
For freedom is the absolute right of my God-worshipping nation!
Mehmet Âkif ERSOY
MEHMET AKİF ERSOY’UN HAYATI Mehmed Âkif 1873’te Fattih’in Sarıgüzel mahallesinde doğdu.
Âkif’in babası Temiz Tahir Efdendi, annesi ise Buharalı Emine Şerife Hanımdır.
Ailesinin ilk çocuğu olan Âkif’e babası ebced hesabı ile doğum yılına tarih düştüğü için Ragif adını verdi. Fakat bu isim pek kullanılmadığı için annesi
ve arkadaşları tarafından Âkif diye çağrıldı. O da sonra bu adı kabullendi.
Âkif dört yaşında Emir Buhari Mahalle Mektebine gönderildi ve ailede aldığı eğitim mekteple takviye edilerek terakkiye başladı. Babası Tahir Efendi, oğlunun tahsil ve terbiyesi ile bizzat meşgul oldu.
Mahalle Mektebini ve Fatih Merkez Rüştiyesini bitiren Âkif’i annesi medreseye göndermek istese de babası bu bilgileri kendiside öğretebileceğinden, onun Mekteb-i Mülkiyenin İdadi kısmına gitmesini arzu etti. Buna rağmen Akif’i meslek ve mektep seçiminde serbest bırakınca , o da zamanın gözde mektebi olan mülkiyeyi seçti. Bunun üzerine sevinen babası cebinde oğlunu idadiye yazdıracak parası olmamasına rağmen kaydını yaptırdı.
Burada da başarılı olan Akif, bunun yanında babasından aldığı Arapça derslerini oldukça ilerletti. Esat Dede isimli hocasından da Farsça dersleri almaya başladı.
Fakat bunlar Şark’a ait dillerdi ve bu asırda Garb’ı bilmemek büyük ayıptı. Kendi kendine Fransızca öğrenmeye koyulan Akif dilden ve diğer derslerden de birinci duruma yükseldi.
Âkif bütün bunların yanında bir de güreş’e gidiyordu. Diğer yandan da çeşitli kitaplar okuyarak zaman geçiriyordu ve bu okuma zevki ona yeni bir yetenek kazandırdı:
ŞİİR!
Âkif şiir kitaplarıyla yetinemeyip şiir yazmaya başladı.
Mehmed Âkif Mülkiye Mektebinin idadi kısmını bitirdikten sonra, aynı okulun yüksek kısmına girdi. Gövdeleşmeden meyve verip dal budak salan ağaç gibi, bir çok sahada başarıyla ilerleme ve gelişme yoluna girdi.
Fakat bu, şartların bitişe zorladığı bir başlangıç oldu. Ferdi ve Cemiyeti saran felaketler zincirine yeni halkalar eklenirken, herkesin birşeylerini kaybettiği bu “felaket ve helaket” arasında Akif önce babasını kaybetti.
1889yıılı yazında Yakacık’ta kaldıkları zaman meydana gelen bu vefatı ailenin o zamana kadar tattığı acıların ilki değildi, ama en büyüğü idi. Bu acının üzerinden
daha bir yıl geçmeden yegane mal varlıkları olan Sarıgüzel’deki ev ve eşyaların tamamen yanması, aileyi büsbütün sefalete ve yalnızlığa itti.
Bu felaketten ailesini kurtarabilmek için Akif, Mülkiyeyi bıraktı. O zaman yeni açılan ve iş imkanı fazla olan Halkalı Baytar Mektebine yatılı öğrenci olarak girdi.
Âkif’in bu yıllara yenik düşmesi gerekirken, Akif derslerinin yanında güreş, yüzme, yürüme, koşma, taş atma, ata binme gibi sporlarda da önemli başarılara imza attı.
Bütün bu başarılı çalışmalara hayatı boyunca devam eden Akif, Baytar Mektebini de birincilikle bitirdi.
Daha sonra sari hayvan hastalıkları işi üzerinde vazifeye başladı ve çeşitli bölgelerde görev yaptı. Bu arada, babasının doğum yeri olan İpek’e gitti ve amcalarıyla görüştü.
Mehmed Akif memuriyete başladıktan sonra 1894 yılında Tophane-i Âmire veznedarı Mehmed Emin Beyin kızı İsmet Hanımla evlendi ve bu izdivacın ilk yılında Cemile adlı bir çocukları oldu. Cemileden sonra, Feride ve Suadi daha sonrada İbrahim Nedim, Emin ve Tahiri adlı çocukları dünyaya gelen Akif Ailesi, hayatlarının başında tattıkları saadet ve mutluluğu, tevekkül ve samimiyetleri sayesinde hayatlarının sonuna kadar taşıyabilen nadir ailelerden biri durumuna geldiler.
Akif, 1906 yılında Halkalı Ziraat Mektebinde hocalık yapmaya başladı. Daha sonra Çiftçilik Makinist Mektebinde de dersler verdi.1908’de Darülfünun Umumi Edebiyat müderresliğine tayin edildi.
Felaketlerin gelmek için sıra beklemediği bu zamanda vatana ve Akif’in vicdanına en büyük darbe Arnavutluk İsyanı oldu.
Akif bu gibi felaketlerin ardından daha büyük hareketlerin doğacağını hissetti ve o ihanetler doğmadan milleti cesaretlendirip mukavemete hazırlamanın yollarını aradı.
İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ
(12 Mart 1921)
1921 yılında, Şanlı Bayrağımız’ın ve Kahraman Türk Milleti’nin simgesi olacak milli bir marş yazılması için Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir yarışma açılmış ve kazanana para ödülü verileceği açıklanmıştır. Ülkenin her tarafından pek çok şair, duygu ve heyecanlarını anlatan mısralarla bu katıldığı halde, Mehmet Âkif’in bu yarışmaya katılmadığı görüldü. Nedeni sorulduğunda: ‘’Milli marş para ile yazılmaz’’ cevabını verdi. Arkadaşlarının ısrarları üzerine ve kazanırsa ödül verilmemesi şartı ile yarışmaya katıldı ve hepimizin yüreğinde yer eden İstiklal Marşı’nı yazdı.
Türk Milleti’nin zaferini, yüceliğini ve bayrağımızın kutsallığını en güzel duygularla anlatan İstiklal Marşı, yarışmaya katılan 724 şiir arasından seçilerek zamanın Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından Büyük Millet Meclisi’nde okundu. Bütün milletvekillerince büyük bir coşku ve heyecan içerisinde, iki defa ayakta dinlenen İstiklal Marşı, 21 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Milli Marş olarak kabul edildi. Ünlü bestecilerimizden Osman Zeki Üngör tarafından bestelendi.
Mehmet Âkif, İstiklal Marşı’nı Türk Milleti’nin eseri olarak kabul ettiği için Safahat’a koymamış ve Kahraman Ordumuz’a hediye etmiştir.
İSTİKLAL MARŞI AÇIKLAMASI
Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O, benim milletimin yıldızıdır, parlayacak
O, benimdir; o, benim milletimindir ancak!
Bu kıtada Mehmet Âkif Türk Milleti’ne sesleniyor. Ümit ve güven içeren sözlerinde:
Ey Milletimi Yurdumuzun düşmanlar tarafından kuşatılmış olmasına bakarak bayrağımız için endişe etme, korkma. Çünkü bu topraklar üzerindeki en son ocak sönmeden, en son Türk bu uğurda canını vermeden bayrağımıza kimse el uzatamaz.
Rengini şehitlerimizin kanından alan ve şafaklarda bir alev gibi dalgalanan bayrağımız milletimin yıldızı ve bağımsızlık sembolüdür. Gökteki yıldıza el sürülemediği gibi, milletimizin yıldızı olan bayrağıma da düşmanlar dokunamaz. O Türk Milleti’nindir ve daima öyle kalacaktır.
Çatma, kurban olayım, çehreni nazlı hilal,
Kahraman ırkıma bir gül!.. Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz, dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklali.
Bu dörtlükte şair bayrağımıza sesleniyor:
‘’Uğruna canımı vereyim, ne olur kaşlarını çatma ey hilal kaşlı güzel bayrağım. Neden bize dargın ve azarlar gibi bakıyorsun? Seni, o nazlı nazlı dalgalandığın göklerimizden indirmelerine izin vereceğimizi mi sandın? Kahraman milletim hür yaşamak ve seni hür yaşatmak için çok kan döktü, şu anda da dökmektedir. Sen bize kaş çatarak, uğrunda yapılan bu fedakarlıkları hiçe sayarsan, dökülen kanlarımız sana helal olmaz. Doğruluk ve adalet için çalışan, Allah’a inanarak ona kulluk eden. İstiklal uğruna canını veren milletimin hakkı bağımsızlıktır, hürriyettir.’’
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.
Mehmet Âkif bu kıtada hürriyet kavramını işliyor. ‘’Ben’’ kelimesi ile Türk Milleti’ni kastediyor ve:
‘’Ben, yaratıldığı günden beri hür yaşamış bir milletim, bundan sonra da hür olarak yaşayacağım. Beni esir edeceğini düşünenler ancak aklını kaçırmış olanlardır. Onların bu çılgınca düşüncelerine şaşarım. Çünkü ben,Şimdiye kadar hiç esir olmadım. Hürriyeti elimden almak isteyen olursa kükremiş bir sel gibi coşar, önüme çıkan engelleri çiğner geçerim. Bu uğurda dağları parçalar, uçsuz bucaksız denizlere bire sığmam, yine taşarım.’’
Garb’ı afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
‘’Medeniyyet!’’ dediğin tek dişi kalmış canavar!
Bu kıtada Mehmet Âkif sömürgeci, saldırgan batıya çatmakta, medeniyet adı altındaki saldırgan tutumunu kınamaktadır:
‘’Bat ordularının en modern silahlarla, tank ve toplarla,tıpkı çelikten bir duvar gibi üzerimize yürümesi bizim için önemli değildir.Türk Milleti’nin öyle bir iman gücü, şehitlik inancı vardır ki, o imanlı göğüslerin her biri bir kale gibidir. Bu imanlı göğüsler karşısında en modern silahlar etkisiz kalır, hepsi yok olur, parçalanır.
Onların homurtuları, ulumaları da seni korkutmasın. Medeniyet maskesi takarak etrafa saldıran, zayıfları ezen ve sömüren bir canavar, bizim imanlı göğsümüze en ufak bir korku veremez. Zaten ‘’Medeniyet’’ adı altında yapılan bu vahşiliklerden sonra onun gerçek canavar yüzü ortaya çıkmıştır. O canavarın tek dişi kalmıştır, bize asla zarar veremez.’’
Arkadaş! Yurdumu alçaklara uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...
Kim bilir, belki yarın... belki yarından da yakın.
Bu kıtada Mehmet Âkif Türk Milleti’ne, onun kahraman askerlerine ümit ve kararlılık aşılıyor ve:
‘’Arkadaş! Alçakların yurduma girmesine kesinlikle izin verme! Yurduna saldıran düşmana gövdeni siper et! Onlarla ölünceye kadar savaş! Onların utanmazca saldırılarına karşı dur! Cenab-ı Hak mutlaka sana yardım edecektir. Çünkü Allah, sabreden ve korkmadan, Hak yolunda savaşan mü’minlere zafer vereceğini Kuran-ı Kerim’de va’d etmiştir. Allah’ın bu yardımı belki yarın, belki yarından da kısa zamanda ortaya çıkacaktır ve düşman perişan edilecektir.’’
Bastığın yerleri ‘’toprak!’’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır atanı.
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
6.kıtada kutsal vatan ve vatan toprağı ele alınmakta, Mehmet Âkif gençlere, üzerinde yaşadıkları toprakların değerini ve özelliğini iyi bilmeleri gerektiğini anlatmaktadır:
‘’Bastığın yerleri (toprak) deyip geçme! Geçmişini iyi öğren! Çünkü bu vatan toprakları, uğruna şehit düşenlerin kefensiz olarak gömüldükleri, her karışında bir şehit kanı olan kutsal topraklardır. Sen ki; dini, vatanı uğruna canını vererek, Allah katında makamların en yücesi olan şehit’lik mertebesine ulaşmış bir babanın oğlusun. Vatanına gereken değeri vermez, onu atalarının koruduğu gibi korumazsan, ataların incinir, üzülür. Bu cennet vatanı her ne pahasına olursa olsun korumalı, dünyaları da alsan bu yurdun bir karış toprağını bile vermemelisin.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
İstiklal Marşı’nın 7.kıtasında Mehmet Âkif vatan sevgisini, vatan toprağının özelliğini ve Türk Vatanı’nın yüceliğini, şöyle anlatmaktadır:
‘’Bu cennet vatan uğruna canını vermeyecek olan kim var? İşte herkes vatanı uğruna canını vermek için hazır bekliyor. Şimdiye kadar bu uğurda o kadar çok yiğit canını verdi ki: bir karış toprakta bir şehit yatmaktadır. Toprağı sıksan, şehitlerin kanı fışkıracak kadar çok şehit verilmiştir. Allah canımı, canım kadar sevdiğim şeyleri, bütün varımı, yoğumu alsın; yeter ki beni bu vatanımdan ayrı ve uzak bırakmasın.’’
Ruhumun senden, ilahi şudur ancak emeli:
Değmesin ma’bedimin göğsüne na-mahrem eli;
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
8.kıtada Mehmet Âkif, din ve vatan uğruna şehit olanların ruhlarına tercüman olmakta, onların:
‘’Yüce Allah’ım! Ruhumun senden dileği şudur: Uğruna canımızı verdiğimiz yurdumuza düşmanlar girmesin, camilerime yabancılar el sürmesin! Bu mabetlerde okunan ezanlardaki şahadetler ki:
‘’Eşhedü enla ilahe illallah,
Eşhedü enne Muhammeden resulullah’’
Kelimeleri Türk Milleti’nin müslümanlığının ve bağımsızlığının ilk şartı ve temelidir. Hürriyet sembolü olan bu ezanlar yurdumun her köşesinde okunsun. Milletim kıyamete kadar hür yaşasın.’’
O zaman vecd ile bin secde eder, varsa taşım;
Her cerihamda, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi terden na-şım!
O zaman yükselerek Arş’a değer, belki başım.
‘’O zaman (camilere düşman ayağının basmadığı, ezan seslerinin yurdun her köşesinde duyulduğu zaman) yeryüzünde bir mezar taşım varsa, sevinç ve mutluluktan mezar taşım bile çoşkunlukla secdeye kapanacaktır.
Milletimin hür olduğunu görmenin ve şehitlik makamına ermenin kıvancı ile sevinç göz yaşlarım, savaşta aldığım yaralardan boşanır. Cesedim, cisimsiz bir ruh gibi göklere çıkar ve o kadar yükselir ki, belki göğün en yüksek katı olan Arş’a (Allah’ın yüce katına) ulaşır.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Edebiyyen sana yok, ırkıma yaok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, Milletimin istiklal.
Büyük vatan şairi Mehmet Âkif İstiklal Marşı’nın son kıtasında tekrar şanlı bayrağamıza hitap etmekte ve:
‘’Şanlı bayrağım! Sen de artık şafaklar gibi al renginle, göklerimde hür ve mesut olarak dalgalan. Sabah şafağının ardından görülen aydınlık gibi, Türk Milleti de bu sıkıntılı ve karanlık günlerden sonra aydınlığa kavuşacaktır. Uğruna dökülen kanlarımızın hepsi sana helal olsun.
Artık Türk Milleti’nin yok olması, dağılması diye bir şey abediyyen söz konusu olamaz. Çünkü; daima hür yaşamış olan, daima tek olan Allah’a inanan ve ona kulluk eden, daima vatanı uğruna çalışan ve çarpışan milletimin hürriyet ve istiklal her zaman hakkıdır.’’
İSTİKLAL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah,ü Teala(C.C) Türk Askerini korusun!
Amin!
Vatan Sana Canım Feda Olsun!
Ya Sev Ya Terket!
Love it or leave it !
Kimse söndüremez tüter bu ocak,
Adı türktür Bu vatanın Türk kalacak.
Şehit ve Gazi bedelidir bu şanlı bayrak,
Adı Türk’tür bu vatanın Türk kalacak.
Nice şehitler vermiş bu toprak,
Sahiip çıkılacak vatan ve bayrak.
Tüm gençlik vatan bekçisi olacak,
Adı Türk’tür bu vatanın Türk kalacak.
Her şafakta bir ışık parlayacak,
Tüm gençlik ona sahip çıkacak.
Türk gençliği uşak olmayacak,
Adı Türk’tür bu vatanın Türk kalacak.
Düşman karşısında birlik olacak,
Barış ve kardeşlik ülkümüz olacak.
Huzuru bozana dünya dar olacak,
Adı Türk’tür bu vatanın Türk kalacak.
Yüzlerce Cemal gazi olacak,
Binlerce Mehmet Şehit Olacak.
Tüm gençlik nöbet tutacak,
Adı Türk’tür bu vatanın Türk kalacak.
ŞEHİT RUHUN GÖKLERDE NÖBETTE!
KANIN BAYRAKTA EN YÜKSEKLERDE!
ŞİMDİ DAHA GÜÇLÜYÜZ
YETMİŞ MİLYON,
TEK YUMRUK OLDUK!
BU BİLEK ASLA BÜKÜLEMEZ!!
AYINADA AYYILDIZINADA GURBAN OLAYIM BAYRAĞIM!
ŞEHİDİMİN KANI YERDE KALMASIN!
AYYILDIZIM SENİN GÖLGENDE DOĞDUM
SENİN GÖLGENDE ÖLECEĞİM!
ANNE BAK YİNE O ABİLER
anne bak yine o abiler geçiyor sokaktan hepsinin ellerine kırmızılı beyazlı bayraklar ve gözlerinde sönmek bilmeyen nurlu ışıklar anne bak yine o gençler geçiyor sokaktan dillerinde bir marş çırpınırdı karadeniz diyorlar anne. anne bak yine o abiler geçiyor sokaktan ama bu kez gözleri yaşlı neden acaba cıkıp sorsam mı? bu nisan sabahında neden ağlıyorlar ki baharın gelişi onları mutlu etmedimi yoksa yoksa birisi kalplerinimi kırdı onların.. anne bak yine abiler geçiyor sokaktan ama onlar yiğittir bırakmaz yoldaşlarını anne... anne bak yine o abiler geçiyor sokaktan omuzlarında bir tabut... ağlıyorlar anne ağlıyorlar ve hep birlikte anne bak yine o abiler geçiyor sokaktan umutları tükenmemiş bambaşka yarınlara koşar gibiler tıpkı birer asker gibi hiç bozmuyorlar düzenlerini her gün bu yoldan geçiyorlar ve turana doğru yürüyorlar anne... anne bak yine o abiler geçiyor sokaktan üç türk bayraklar ellerinde ve babamda yanlarında anne bak yine o abiler geçiyor sokaktan bırak bende gideyim ne olur yanlarına gideyim yüreklere sığmayan sınırları zorlayan anne ne olur bende tadayım anne hem ne olur ki sen demedin mi vatan uğrunda ölmek sevaptır diye? bende cennete gideyim bende albayraklara sarılarak geçeyim usulca senin önünden sende ozaman ağlama yüreğine hep neşeyle dolsun bırak bu sevdaya can vereyim oğlunda alperen olsun... olsun ana olsun vatan sağolsun vatan sağolsun.
OSMANLI
LEKE
Namus lekesi değil alnımda gördüğünüz,
Vurulmuşum, vurulmuş düşmüşüm güpe gündüz.
Şakağımdaki kansa, o benim gülüşümdür,
Namert sürünmektense, erkekçe ölüşümdür.
Şaşırmayın, korkmayın, ürkmeyin ey yiğitler,
Bakın etrafımızı nasıl sarıyor kızıl itler!
Zaten faydası yoktur korkaklığın ecele,
Yaşamak hakkın lakin istiklalinle bile.
İhtirama zaman yok, merasime ne hacet?
Size düşen daha çok vazifeler var. Evet...
Evet!.. Böyle sürerse bu eşkiya kanunu,
Müebbet felakettir milletimin sonu.
Size selâm gönderdi kırk yiğidiyle KÜRŞAD
Sizden haber bekliyor yüz milyon; imdat! imdat!
Hala tevekkülde mi kararlısın yoksa?
Sükut neyi halleder, yaran oyuk oyuksa?
Tevekkül Allah'adır zillete katlanılmaz!
Ya hayat ya ölüm! Bunun ötesi olmaz.
Namus lekesi değil alnımdaki bu leke,
Asırlardır karşıma çıkmazken tek teke
Önümüzde dalkavukluk, meddahlık edenleri,
Şimdi iyi tanı, gör neymiş hünerleri...
Mütefekkirler echel, realistler yalancı,
Hayret! Dünkü yabancı, bugün bu handa hancı...
Dağdan bağa inenler, yoluma kül döküyor
Benim ayak izlerim taşralı gözüküyor
Farkına yeni vardım, suçluymuşum ben meğer
Otağımda cellatlar... Kaçmak!.. Bu neye değer!
Ne papyon kravatlı, ne rugan papuçluyum
Halisane Türk'üm ben, onun için suçluyum.
Suçluyum, hainleri gözlerinden tanırım ben.
Bir intizar dinlerim şu toprağın kalbinden.
O ses der ki: -Ey oğul, yazıklar olsun sana!
Mezarımı kirleten, şu mahluka baksana!
Baktım gafiller düşmüş hainlerin peşine
Dedim Bozkurtların yurdunda, çakalların işi ne?
Fırlamışım yayımdan, ok hedefi mutlaka bulur
Son kale, son akında, ancak böyle kurtulur.
Namus lekesi değil, kurşun yarasıdır O.
Asrın adaletine, bir yüz karasıdır bu!
Arz-ı endam etsinler... Mütebessim, mutantan.
Sonra da sulh severiz, deyiversinler YALAN
Yalandır ne söyleseler, beşeriyyet namına,
Hanumanlar yıkılır, bu şer'riyet namına.
Adi cinayetlerle küllenir asıl yara
Can yakar, göz yaşarır, alır yürür bu sara
Sokaktan okullara, okuldan minareye
Bu kıvılcım saçarken bekçiler uyur, niye?
Kimdir bu uyanıklar, niçin uyur uyuyan?
Beş kıt'a birbirine dokunur zaman zaman
Bayraklar indirilir, paçavralar sallanır
İşte bu kızıl itler, bu sayede yollanır.
İnsan denmez bir avuç yal için sürünene
İnsan denmez sesimden ürküp, dev görünene
İnsan denmez iltifat, iltizam edenlere
İnsan denmez yenilen ve önde gidenlere
İnsan denmez gözyaşı döküp, ter dökmeyene
İnsan denmez hedefi görüp diz çökmeyene
Ben şüheda nesliyim, başkaya varmaz dilim
Belki mağdurum ama, asla meyus değilim.
Gökbayrak Albayrağa bir gün çizerken ufuk
O büyük kurtuluşa yürürken çoluk çocuk
Bu nefes bu bedeni terkedip de gitsede
Ruhum at koşturacak, o büyük hengamede.
Namus lekesi değil, artık bilinmeli bu!
Asıl leke bellidir, kökten silinmeli bu!
Bir isyan cinnet gibi, bir günkü kâbus gibi
Karşımda tomsonlular, yunan gibi rus gibi
Ey gönüllü bayraktar, ey devşirme dölleri!
İleri, biraz daha, biraz daha ileri.
İhanet oyununda, peşrev çekenler bu kez
Bilsinler ki bu toprak, hainleri hiç sevmez!
Bugün sabreyleyenler, bir gün bezecekler
Tutup başlarını, taşlarla ezecekler.
Atalarımız bize, böyle ferman buyurdu
Ey ecdat sevgisiyle taşan kahraman ordu
Bu hakimler veremez, hükmünü bu celsenin
Hazır olun Bozkurtlar! Hüküm sırası sizin......TUNALIM....
|
|
Comments (1) :: Post A Comment! :: Permanent Link
|
|
About Me
''Bilginin efendisi olmak için,çalışmanın uşağı olmak şarttır''
« February 2010 »
| Mon | Tue | Wed | Thu | Fri | Sat | Sun | | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 |
| 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 |
| 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 |
| 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 |
Friends
? WinxClub ? melike ? yakupicik ? kuaza ? ByPortal ? zeynep ? devekovan ? matematik ? kadirim ? siirler ? saygili ? simsekkan
|